mehmet selim's profileAHLAK DERSLERİ..بِسْمِ ا...PhotosBlogListsMore Tools Help

AHLAK DERSLERİ..بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

İslam Nedir?.Ayet ve hadislerle Açıklanması..الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
3/17/2009

İŞSİZLİĞİN İLACI

İslamî Ahlak ve Ahlaksızlığın Sebepleri:

  1. İşsizlik,Ahlaksızlığı doğurur.
  2. Kocası ölen kadına,maaş bağlanmalı.
  3. Kadın,Zenginse maaş bağlanmamalı.
  4. Boşanmış kadına maaş bağlanmamalı.
  5. Çalışan kadınlar işten çıkartılmalıdır.
  6. Kadınlar çalışmak zorunda değildir.
  7. Kadın ev içinde veya ev dışında çalıştırılamaz.
  8. İşden Çıkan kadınların yerine,erkekler işe alınmalıdır.
  9. Erkek ev ve nafaka temin etmek zorundadır.
  10. Kadın evinin ve Erinin kadını olmalıdır.
  11. Kadın bir yere gidecağı zaman,kocasından izin almak mecburiyeti vardır.
  12. Kadın,kocasından izin almadıkça,eve kimseyi alamaz.
  13. Kadın her hususta kocasına itaat etme mecburiyeti yoktur.
  14. Kadının,Yemek yapmak veya ev işinde çalışmak veya ev dışında çalışmak mecburiyeti yoktur.
  15. Çalışmak kadının asli görevi değil,fıtri görevidir.Düzeltmeye çalışırsan kırarsın,kendi haline bırakırsan yararlanırsın.Fıtraten evde çalışma görevi vardır.
  16. Kadın eve nafaka getirmek zorunda değildir.
  17. Erkek kadına minnet ve zulüm yapamaz.
  18. Erkek evini korumak ve kollamak mecburiyetindedir.
  19. Güzel ahlak yaşanmalıdır.
  20. Huzur İslamdadır.
NOT:Bu ilaçların yan tesiri yoktur.Herkes kullanabilir.Ancak ek ilaçlar yazılabilir.
Fakaat bu ilaçlar eczanelerde bulunmuyor.İthalat ve ihracatı yasaktır.Kullanılamaz.
Böylece hastalık yapan mikroplar zemini münasip bulduğundan sıkça üreme yapmaktadırlar.
Böylece toplum hastalanmaktadır.Korkarım yakında komaya girer.
Ne yazıkki yoğun bakım ünitemiz yoktur.Tedavi görmek için Hastahanelere ihtiyacımız vardır.
Hükümet-Millet işbirliği ile hastahaneler yapılmalıdır.
Dinsiz milletler,Dinsiz Devletler uzun süre payidar olamazlar.
Din,Güzel Ahlak Demektir.

Türkiyede,maddi kirizden ziyade,Ahlaksızlık ve işsizlik kırizi vardır.

 
mehmet selim polat -

İSLAMDA KADININ DEĞERİ

İslâm Dîni, kadına en büyük değeri vermiş ve onun namuslu, temiz, vakarlı, haysiyetli ve şerefli bir tarzda yaşamasını sağlamıştır. İslâm nazarında kadın, şefkat, merhamet, hürmet duyulması ve nezâket gösterilmesi gereken asîl ve nezîh bir varlıktır. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, kadınların nârin, nâzik ve kibâr olduklarına işâretle, onların hiç kırılmaması ve incitilmemesi gerektiğini tavsiye etmişlerdir. Bir hadîs-i şerîflerinde:

"... Kadınlar hakkında hayırlı olup nezâketle muâmele etmenize dâir vasiyyetime itâat ediniz! Çünkü onlar eğe kemiğinden yaratılmıştır. Eğe kemiğinin en eğri tarafı üst kısmı (ortası) dır. Eğer sen onu doğrultmaya uğraşırsan, kırarsın; kendi hâline bırakırsan, daima eğri kalır. O halde kadınlar hakkında hayır öğüdüme dikkat ediniz!" (1) buyurur.

Hz. Peygamber (s.a.v.)’e ilk defâ inanan ve O’na en büyük desteği veren Hz. Hatîce (r.anha) vâlidemizdir. Nitekim Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz, Hz. Hatîce (r.anha) vâlidemiz hakkında şöyle buyurur:

"Allâh bana Hatîce’den hayırlı bir kadın vermemiştir. Bütün insanlar beni yalanlarken, O beni tasdîk etmiş; insanlar benden kaçarken, O beni malı ile desteklemiştir. Ve Allâh bana başka hanımlardan değil, O’ndan çocuk ihsân etmiştir." (2)

Kadın, aynı zamanda ilk İslâm şehîdidir. Hz. Ammâr (r.a.)’ın annesi Hz. Sümeyye (r.anha), Mekke’de müslümanlığı ilk kabul edenlerden ve bu yüzden dayanılmaz işkencelere uğrayanlardandı. Kendisine İslâm’dan ayrılması için yapılan her türlü eziyet ve zulme rağmen, hak yoldan dönmedi. Sonunda Sümeyye (r.anha), Ebû Cehl’in süngüsü altında can vermiş ve Allâh yolunda ilk İslâm şehîdi olmak şeref ve mertebesine erişmiştir. (3)

Kur’ân-ı Kerîm’de "en-Nisâ"(Kadınlar) isimli, yüz yetmiş altı âyetlik uzun bir sûre olduğu gibi, ayrıca "Meryem" diye Hz. Îsâ (a.s.)’ın annesine atfedilen doksan sekiz âyetlik müstakil bir sûre daha vardır. Bunlardan başka; "en-Nûr, el-Ahzâb, el-Mümtehine, et-Tahrîm ve et-Talâk" sûreleri de kadınlarla ilgili çeşitli konuları içine almaktadır.

İslâm Dîni’nde kadın, âile ocağında temel eğitimi veren ilk öğretmen ve mükemmel bir eğitimcidir. Çocuğun terbiyesi, yetişmesi, her yönden gelişmesi, daha küçük yaşta iken güzel alışkanlıklar kazanması ve faydalı bilgilerle donatılması husûsunda annenin rolü çok büyüktür. Baba, evin nafakasının temini için ömrünün ekserîsini âilesinden dışarıda geçirmekte, çocuğu ile yeteri kadar meşgul olamamaktadır. Bu durumda, çocuğu asıl yetiştiren ve terbiye eden anne olmaktadır. Nitekim peygamberler, mürşid-i kâmiller, velîler, sultanlar ve daha nice büyük insanlar, hep mümtaz annelerin kucaklarında yetişmişlerdir.

Ahlâk kitaplarımızda; çarşıdan alınan değişik yeni bir şeyi, çocuklara bölüştürürken önce kızlardan başlanarak ikrâm edilmesi tavsiye edilmiş, kız çocukları daha hassas ve nâziktirler, diye düşünülmüştür.

Kız çocuklarının bakımı ve terbiyesi için her türlü fedâkârlıkta bulunan anne ve babaların, büyük fazîlet ve ecir sâhibi olacaklarını Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, şu hadîs-i şerîfleriyle beyân buyurmuşlardır:

"Kim, (iki veya üç) kız çocuğunu erginlik çağına erişinceye kadar besleyip büyütürse, kıyâmet gününde -iki parmağını birleştirerek- onunla şöylece beraber oluruz." (4)

Bu da, yüce dînimizin kadına verdiği üstün değeri gösterir.

__________

Kaynaklar:
(1) Buhârî, Enbiyâ, 1.
(2) İbn-i Hâcer, el-İsâbe, c. IV, s. 275.
(3) İbn-i Hâcer, a.g.e., c. IV, s. 327.
(4) Müslim, c. IV, s. 2028.

http://sites.google.com/site/dindensapmalar/issizligin-ilaci

12/28/2008

Hıristiyanlar,Telefonla Günah Çıkartıyor

Telefonla Günah Çıkartmak http://sites.google.com/site/hacliseferleri/Home/telefonla-guenah-cikartmak

Telefonla Günah Çıkarmı Demeyin.

Hıristiyanlıkta ruhbanlık vardır.Yani bir zalim suç işlediğinde Papaz Tanrı dedikleri varlık adına,Rabları İsa adına günah çıkartıyorlar.Yani Corç Puşt Irakta binlerce insanı katleder,Papaya bir telefon edince Günahları bağışlanır.Zaten Haçlı seferlerinin kararlarınıda bu sapık papalar almıyormudu?.Ne yazıkkı cocuk doğar doğmaz bu sapık fikre saplandırıyorlar.Bu saplantı kişi büyüdüğünde karşısına zulüm olarak çıkıyor.Ben bu haberi okuyunca İslamın ne kadar gerçek bir din olduğunu bir kez daha anlamış oldum.

TELEFONLA GÜNAH ÇIKARMAYIN DİNLİYORLAR

Mısır'daki Kıpti Ortodoks Kilisesi'nin Başı Papa Üçüncü Şenuda, Telefonla Günah Çıkarmayı Yasakladı.

Mısır’daki Kıpti Ortodoks Kilisesi’nin başı Papa Üçüncü Şenuda, telefonla günah çıkarmayı yasakladı. El Mesri el Yum Gazetesi’nin haberine göre, Kıpti Papa, "Telefonlar dinleniyor olabilir. İtiraflarınız devletin güvenlik makamlarına ulaşabilir" dedi.

Ülkedeki Kıpti Ortodoks azınlığın ruhani lideri, internette yapılan itiraflara da karşı çıktı. Üçüncü Şenuda, "Bu bir günah çıkarma sayılmaz. Çünkü internette bunları herkes okuyabilir ve bunlar sır olmaktan çıkarlar" diye konuştu. Şenuda daha önce de manastırdaki keşişlerin cep telefonu taşımasını yasaklamıştı.

27.12.2008 01:

Bu Hıristiyanlar,Ne Zaman Akıllanacak?.İnsan Olabileceklermi?.

10/8/2008

DOST SEÇİNİZ

(BAKARA suresi 120. ayet):

 

وَلَن تَرْضَى عَنكَ الْيَهُودُ وَلاَ النَّصَارَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ قُلْ إِنَّ هُدَى اللّهِ هُوَ الْهُدَى وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءهُم بَعْدَ الَّذِي جَاءكَ مِنَ الْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ اللّهِ مِن وَلِيٍّ وَلاَ نَصِيرٍ

Dinlerine uymadıkça yahudiler de hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah'tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.

(MÂİDE suresi 51. ayet):

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاء بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ

Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.

6/19/2008

Dünya Bizimdi

Dünya bizimdi,Tersine döndü çarkımız.

Hala övünürüz ,vardır şanlı tarihimiz.

Kaybettikçe,Hayvandan yok farkımız.

Şimdi,Yiyip,içeriz,Tuvalete Koşarız.

 

Üç kıt’a da at oynattık,Nam saldık.

Bir zaman,Amerika’dan vergi aldık.

Ya Fıransayı,Parmağımızda oynattık.

Zalim,Kalleş,İngilizi Denize gömdük.

 

Kara deniz gölümüzdü.Zordaydı Rus.

Ak deniz zaten bizimdi,içinde Kıbrıs.

İslâm ülkeleri emrimizdeydi,farksız.

Onlarla kardeş olmuştuk,Yok imansız.

 

İtalyanı,Yunanı Devlet saymadık.

Kiliseleri cami yapıp ezan okuduk.

Sonunda Almanyaya köle olduk.

Soysuzlara uyduk,Tarihi unuttuk.

 

Hıristiyan oyununa yenildik,inan.

Bir daha dirilecağız,vardır güman.

Amel gittiysede,yerindedir iman.

Uyuma,uyan kaybolmasın zaman.

 

                   mehmet selim polat

İman

İmandır o cevher ki ilahi ne büyüktür...
İmansız olan paslı yürek sine'de yüktür.

Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakk'ı tutar kaldırırım.

Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem.
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.

Girmeden tefrika bir milletei düşman giremez.
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.

Ne irfandır ahlaka yükseklik, ne vicdandır;
Fazilet hissi insanlarda allah korkusundandır.

Mehmet Akif Ersoy

5/20/2008

Avrupaya Güvenilmez

(BAKARA suresi 120. ayet):

Dinlerine uymadıkça yahudiler de hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah'tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.


                                                                                                                 

5/19/2008

Güzel Ahlak,İslamdadır

Ahlak

Haya kalmadı,her taraf rezalet.
Kumar,eroin,içki,fuhuş mel'anet.
Okullara sokuldu,işte mektubat.
Nurun girmediği yere,girer zülumat

Ne Allahı tanır,ne namaz kılar.
Ne Allahtan korkar,nede utanır.
o sadece haram, parayı tanır.
Nerde akşam,orda sabah uyanır.

Yolda yürürken insan sanırsın.
Tatlı sözlerine hemen aldanırsın.
Devlet baba,bundan sorumlusun.
Evladına sahip çık ne olursun? .

Baba öz kızına saldırıyor,utandım.
Ahlak çökmüş bunu er geç anladım.
Evlat ana,babayı dinlemiyor,inan.
Dua ile olmuyor,haniya ilahî yasam.

Hırsızlık meşrulaştı,yalan kutsallaştı.
Her yer Kamusal alan,sarpa dolaştı.
Geç kaldık bile,atı alan üsküdara ulaştı.
Allah canımı alsın,kıyametmi yaklaştı?

Müslümanlık gericilikmiş,ahmak'a bak.
Hıristiyanlığa özeniyor,bunak,avanak.
Yahudi iyilik düşünmez,muhakkak.
Ermeni öc almak için,ahlakı yıkacak.

Müslüman olmayan olur bir gün pişman.
Bana ne? diyeni,affedermi? ,hiç düşman.
Kur'an,a uymayan,olur bir gün perişan.
Şeytana uyma,pakize,ayşe, fatma,hurişan.

Gençlik bu değil,ne olur secdeye eğil.
Yol bu yoldur,gittiğin bu yol,yol değil.
Sanki bir rüya gördün,sabah oldu ayıl.
Dost arıyorsan eğer,Muhammed'e sarıl.
 
mehmet selim polat
4/19/2008

YARATILIŞIN GAYESİ

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:"İnsanları ve cinleri yalnız bana ibadet etsinler diye yarattım." (Zariyat: 56)

Bu ayetten anlaşılıyor ki, insanların ve cinlerin yaratılış gayesi, yalnızca Allah'a ibadet etmektir.İbadetin ifade ettiği mana; belirli hareketleri, belirli zamanlarda yapmanın ötesinde, çok daha geniş ve kapsamlıdır. İbadet doğrudan doğruya insanın varoluşunun gayesini ve insan hayatının hedefini teşkil etmektedir.
Bu ayette geçen ibadet "TEVHİD" anlamındadır. Yani, yalnız Allah'a ibadet edip O'na hiçbir şeyi ortak koşmamak...
Tevhidi bu şekilde anlayıp buna göre amel etmeyen kişi ne kadar çok Allah'a ibadet etse de, Allah (c.c) onun ibadetini asla kabul etmez.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:"Allah'a ibadet edin. O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın." (Nisa: 36)
Allah (c.c) ortak koşulmaksızın yalnızca kendisine ibadet edilmesini emrediyor.Ayeti Kerimede ilk olarak, Allah'a ibadet emri, ikinci olarak da Allah'tan başkasına ibadet yasağı bildiriliyor. İbadetin gerçek anlamını bulabilmesi için bu iki şartın aynı anda olması gerekir.
Nitekim Allah: "...O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın." derken, ister bir meleğe, ister rasule, ister insana, ister hayvana, ister şeytana ve isterse bunlardan daha başka akla gelebilecek neye olursa olsun, kendisinden başkasına ibadet etmeyi yasaklıyor.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Andolsun ki biz her ümmete yalnız Allah'a ibadet edin ve tağuttan kaçının" demesi için bir resul gönderdik. Böylelikle onlardan kimine Allah hidayet verdi. Onlardan kiminin üzerine de sapıklık hak oldu. Artık yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonu görün." (Nahl: 36)

4/18/2008

Avrupaya Benzettiler

BENZETTİLER

Yeni bir afyondur yenen her lokma

Biber avrupalı, tuz avrupalı.

Gülücükler sahte, kirpikler takma

Dudak Avrupalı, göz Avrupalı.

 

Bebeklikte benliğini yitiren

Tepe tepe tepemizde oturan

Bizi çıkmazlara alıp götüren

Ayak Avrupalı, iz avrupalı.

 

Birisi diskoda içer, kıvırır

Birisi kulüpte konken çevirir

Yapmasını bilmez, yıkar devirir

Ana avrupalı, kız avrupalı.

 

Kalıba uydurdu uyduklarımız

Yazmakla bitmez ki duyduklarımız

Paris modasıdır giydiklerimiz

Astar avrupalı, yüz avrupalı.

 

En mahrem yerlerin kalktı örtüsü

Beş santim tırnaktır ellerin süsü

Bütün bunlar medenîlik ölçüsü

Cilve avrupalı, naz avrupalı.

 

İster sâri deyin, isterse irsî,

Büyük revaç buldu makbulün tersi

Duyduğumuz 'okey,adiyö,mersi'

Ağız avrupalı, söz avrupalı.

 

Her gün karşımıza on zıpır çıkar

Bağırır,çağırır,devirir yıkar

Dinler kulağımız, gözümüz bakar

Sürü Avrupalı, yoz avrupalı.

 

Başımız ayıkmaz binlerce halttan

Örf,adet gemimiz delindi alttan

Analar Muğla'dan, Van'dan, Tokat'tan

Bebek avrupalı, bez avrupalı.

 

Sahnede ekranda hıyar dinleriz

Deliye,densize uyar dinleriz

Saçma çığlıkları duyar dinleriz

Şarkı avrupalı, saz avrupalı.

 

Herkes soyunuyor, açılmıyor ki

Sokakta boynuzdan geçilmiyor ki

Müslüman gâvurdan seçilmiyor ki

Şekil avrupalı,poz avrupalı.

 

'Türklük bu mu? ' desem 'bu' diyecekler

Şampanyayı sorsam 'su' diyecekler

Bir gün kökümüze 'hu' diyecekler

Kabuk avrupalı,öz avrupalı.

 

                     Abdurrahim Karakoç

3/14/2008

Reçete

Reçete

Ey yüksek sosyeteye mensup modacı hanım,
Eğlence zümresinin başının tacı hanım,
Bu metod ki, sizlerin müsbet ilâcı hanım:
Dışının görünüşü içinin aynasıdır;
Açıl kızım utanma, bu devrin modasıdır.

Yerindedir tahsilin, güzelliğin şahane.
Varsa Türk’ten tâlibin, bul çeşitli bahane.
Bir ecnebî hovarda yakalarsan daha ne? …
Dışının görünüşü içinin aynasıdır;
Açıl kızım utanma, bu devrin modasıdır.

Flörtünün sayısı; en az on beş olmalı…
Kimisi hâlis züppe, kimisi keş olmalı…
Altın kolyen, kürk manton, taksin beleş olmalı.
Dışının görünüşü içinin aynasıdır;
Açıl kızım utanma, bu devrin modasıdır.

İç votkayı, şarabı; sokaklarda nâra at.
Medeniyet sizlerle yükselmektedir kat kat(!)
Çeşni ruha gıdadır, her gün bir yatakta yat…
Dışının görünüşü içinin aynasıdır;
Açıl kızım utanma, bu devrin modasıdır.

Hiç durma twist öğren, her gün bir baloya git;
Tırnağını, yüzünü, dudağını boya git.
Sun’î peyke vâris ol, conilerle aya git.
Dışının görünüşü içinin aynasıdır;
Açıl kızım utanma, bu devrin modasıdır.

Bazen düz pantalon giy, traş ettir enseni.
Bin dolaş bisiklete, göster şöyle sen seni.
Kabahat ailende.. anlıyorum ben seni.
Dışının görünüşü içinin aynasıdır;
Açıl kızım utanma, bu devrin modasıdır.

Artist ol, filim çevir; ismine yıldız derler…
Bin kez kürtaj yaptırsan gene sana kız derler!
Çıplak resim çektirsen, ne şahane poz derler.
Dışının görünüşü içinin aynasıdır;
Açıl kızım utanma, bu devrin modasıdır.

Mayoyla endam göster, git jürinin önünde..
Mahremini teşhir et her birinin önünde..
Seçil bir kıraliçe imtihanın sonunda.
Dışının görünüşü içinin aynasıdır;
Açıl kızım utanma, bu devrin modasıdır.

Hayır, inanma kızım! Bunlar hep istihzadır.
Namus, insanlar için en mukaddes meyvadır.
Gençlikte hissiyatın belki seni aldatır.
Dışının görünüşü içinin aynasıdır;
Haddinden çok açılmak soysuzun modasıdır.

Türk oğluna anne ol, iftihar et onunla;
Elin soysuz züppesi bağdaşamaz seninle;
Bu yurdun kızı isen şu sözü iyi dinle:
‘Dışının görünüşü içinin aynasıdır;
Yapacağın düşüklük bize yüz karasıdır.’

Vur Emri(sh.292)
Abdurrahim Karakoç

2/22/2008

Konuşulan konu Şiir\-AVRUPA

 

Alıntı

Şiir\-AVRUPA

AVRUPA

Avrupaya girecağız,medeni olacağız.
İslamdan zarar gördük,Nasranî olacağız.
Ne üretirse Avrupa,baş üstüne alacağız.
Düşmanlığı bıraktık,kardeş olacağız.

Birlikte,PKK kaynağını kurutacağız.
Müslümanlar,Gerici,bir bir vuracağız.
Şeriata karşılık, Demokrasi kuracağız.
Düşmanlığı bıraktık,kardeş olacağız.

Namaz bitmiyor,bir saat dua yeter.
İsa Rabbimiz, gelecek, o bize önder.
Cehennem yok,herkes cennete gider.
Düşmanlığı bıraktık,kardeş olacağız.

Kadın erkek,eşittir,adalet koyacağız.
Yönetime el atıp,saltanat sürecağız.
Bize,Ana baba karışmaz,reis olacağız.
Düşmanlığı bıraktık,kardeş olacağız.

Zorla bir şey olmaz,diyalok kuracağız.
Geleceğe bakacak,geçmişi unutacağız.
Yobaz değil,kültürlü,çağdaş olacağız.
Düşmanlığı bıraktık,kardeş olacağız.

Hıristiyanlık çok kolay,dua edecağız.
Değişime açıktır,kitap yaratacağız.
Allah kanun koyamaz,Üretecağız.
Düşmanlığı bıraktık,Kardeş olacağız.

Sınırı kaldıracağız,devlet kuracağız.
Dünyayı,baştan başa dolaşacağız.
Pasaporta ne gerek,serbest olacağız.
Düşmanlığı bıraktık,kardeş olacağız.

Allah bilir kim gerici,kim yobaz.
Ortaya çıkmış bizim hokkabaz.
Zırbalıyor yine,bizim baş papaz
Düşmanlığı bıraktık,kardeş olacağız.

Ben,Tek kalsamda,Müslüman ölecağım.
Yahudi,Hıristiyanı düşman bilecağım.
Ben,Asla Bunlara kardeş olmayacağım.
Müslüman doğdum,Müslüman ölecağım.

Mehmet selim polat

2/16/2008

MEDENİYET,Çağdaş veya Çağdışı

MEDENİYET:

Çıplaklar Çağdaş,Kapalılar Çağdışıdır.

Düşündünüzmü?,Bu medeniyet nereden geliyor?.

Adem ile Havvadan Töredik.Bunlar edep yerlerini örtmek için yakaladıkları hayvanların derileriyle kapatıyorlardı.İnsanlar çoğalınca örtünme şekilleri gelişti.Daha çok insanlardan sakınmak icap etti.

Peygamberimizden önceki o fetret devrine cahiliyye devri diyoruz.İnsanlar arasında senin karın,benim kerım diye bir şey yok.isteyen istediği ile buluşurdu.Kadın doğurduğu çocuğa bir baba seçerdi,işte bu çocuk senindir dedimiydi,o erkekte onu üslenirdi.İslam bu çirkin yaşam biçimini yasakladı.İnsana değer verdi,Kadınlar cariye ve köle olarak satılmaktaydı,yavaş yavaş islam bunu kaldırdı,hatta kişinin işlemiş olduğu günaha keffaret olsun,diye bir sevap işlemek maksadıyla,bir köle azat edip hürriyetine kavuşturmayı emretti.Bir günahmı işlemiş,Bir köle azat et denirdi,kölesi yoksa başka yaptırımlar uygulanırdı.Oda yoksa dua edilirdi.

Şimdi medeni dediğimiz zengin avrupalı,Afrikalıdan daha çok çıplak oluyor ama ona Medeni ve Çağdaş deniyor.Çünkü parası var.Bakın Köle yapmak için Avrupa 100 bin işçi istiyor Türkiyeden.Çünkü onlar yaşlanmışlar,uşaklık yapacak kimseleri kalmamış,Tuvaletlerini temizliyecek,Uşak ve cariyelere ihtiyaç var.

Her türlü meşakketini ,zahmetini ve masrafını Türkiye karşılamış,büyütmüş,okutmuş,kaliteli hale getirmiş,ama meyvesini alamadan,Avrupaya gönderecek.Avrupaya giden vatandaşda Avrupalı olacak,çağdaş olacak,belki hıristiyan olacak,içki içecek,çıplak gezecek,senin karın benim karım diyecek.ama medeni olacak,çağdaş olacak.Bu sefaleti ne namaz kılmakla ve nede hu çekmekle kurtarabilirsin.bu yangın senin evinide saracaktır.Çünkü bu yangını ateşliyenler,Bizi yöneten,idare edenelerdir.Kalitesiz yasalar,kalitesiz insanlar yetiştirir.Medeniyet dediğin canavarlıkmı?.

11/21/2007

ALLAH SEVGİSİ

ALLAH SEVGİSİ:

Ey Allah (c.c)’ın kulu! Bil ki: Gayelerin en üstünü, Allah (c.c) sevgisidir. Bu ise Allah (c.c)’ın kulları üzerindeki hakkıdır. Bu sebeble hiçbir gaye bu gayeden üstün tutulmamalıdır. Eğer Allah (c.c) sevgisi ile vatan, aile, aşiret, mal ve bunlara benzer dünya zinetlerinden herhangi birinin sevgisi arasında bir seçim yapmak söz konusu olursa kesinlikle Allah (c.c) sevgisini seçmelisin. Allah (c.c) yolunda herşey feda olsun! Zira Allah (c.c) yolunda kaybedilen dünyevi değerlerin pek önemi yoktur. Dünyevi değerler için hiç bir şey feda edilmez. Zira onlar geçici değerlerdir ve mutlak sevgiyi hakedecek üstün bir vasfa sahip değillerdir.

Biz müslümanlar dışında kalan kafir ve müşrikler, herşeylerini tagut için feda ederler. Öyleyse, sahip olduğumuz tüm değerlerimizi biz neden Allah (c.c) için ve Allah (c.c) yolunda feda etmeyelim ki? Bilakis biz bunu yapmaya daha evlayız. Zira bizim Allah (c.c)’tan ümidimiz var. Fakat taguta kulluk edenlerin ise hiç bir ümitleri yoktur. Allah (c.c) sevgisi için Allah (c.c) yolunda herşeyi feda etmek, iman ve tevhidin gereklerindendir. Her müslümanın bunu bilmesi gerekir. Böyle yapılmadığı müddetçe İslam iddiası gerçek ve doğru olamaz.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“De ki: “Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, elde ettiğiniz mallar, durgunluğa uğramasından korktuğunuz ticaretiniz ve hoşunuza giden evleriniz Allah’tan, rasulünden ve onun yolunda cihaddan daha sevgili ise Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin! Şüphe yokki Allah fasık olan kavme hidayet etmez.” (Tevbe: 24)

Ayette kastedilen fısk; İslam milletinden çıkaran büyük fısktır. Çünkü ayetin siyakı, sibakı ve münasebeti buna delalet etmektedir. Ayrıca bu konuyla ilgili olan diğer naslar da bu manayı desteklemektedir.

10/28/2007

Müslüman,Yahudi ve Hıristiyanları Dost Kabul etmez

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيمِ

Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir…BAkara/28).   

Dinlerine ve Milletlerine,uymadıkça yahudiler de hıristiyanlar da asla     senden razı olmayacaklardır.(Bakara/120)

Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin  dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar). İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır.  Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.(MÂİDE/51)

Sizin dininize uyanlardan baş ka hiçbir kimseye inanmayın. (ÂLİ IMRÂN/73)

 İlahi Dinlemek İçin Tıkla>>Gaflet Uykusu

10/11/2007

ŞİİRLER

DÜŞÜNMEK LAZIM
9/9/2007

Allah (c.c)’ın İndirdiğiyle Hükmetmeyen Küfür İşler mi?:

Allah (c.c)’ın İndirdiğiyle Hükmetmeyen Küfür İşler mi?:

Maide suresindeki,44,45, ve 47.ci ayetler.

Bu ayetlerdeki hükmünün amm (genel) olduğunu bildirdikten sonra,

“Kim Allah’ın indirdikleriyle hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta kendileridir.” (Maide: 44) ayetindeki “küfrün” İslam milletinden çıkartan bir küfür mü, yoksa İslam milletinden çıkartmayan bir küfür mü olduğu meselesini açıklamak gerekir.

Her kim Allah (c.c)’ın hükmünü yahudilerin yaptığı gibi değiştirirse, o kimse büyük küfür işlemiş ve kafir olmuştur. Bu konuda alimler arasında herhangi bir ihtilaf yoktur. Fakat sapık bir fırka olan Havariç, bu ayetleri yanlış anlamış ve Allah (c.c)’ın hükmüne muhalefet ederek veya büyük günah işleyerek ölen kimselere kafir hükmünü vermişlerdir. Sahabeler ise bu sapık taifeye reddiye ol-mak üzere; onların ayetleri yanlış anladıklarını, bu ayetlerde kastedilen kimselerin Allah (c.c)’ın hükmünü yahudilerin yaptığı gibi değiştiren kimseler olduğunu ve İslam milletinden çıkartan büyük küfür işlediklerini; Allah (c.c)’ın hükmünü değiştirmeksizin, sırf nefsine uyduğu için belli bir meselede, Allah (c.c)’ın o mesele hakkında indirdiği hükmü uygulamayıp meseleyi değiştirerek değiştirdiği meseleye Allah (c.c)’ın indirdiği hükmü uygulayan kimsenin ise, bu yaptığını helal görmemesi şartıyla büyük küfür değil, İslam’dan çıkartmayan küçük küfür işlediğini söylemişlerdir.

Zamanımızda ise tagutların şeyhleri ve belamlar, sahabelerin Havaric’e yapmış oldukları bu reddiyeyi kendilerine delil almakta ve böylece Allah (c.c)’ın şeriatini bir kenara atarak onun yerine beşeri kanunları uygulayan tagutların büyük küfür işlemediklerini, İslam’dan çıkartmayan küçük küfür işlediklerini söylemektedirler. Bu mesele ileride daha geniş olarak açıklanacak. Öncelikle Allah (c.c)’ın indirdiğiyle hükmetmeyenlerin büyük küfür işledikleri konusunu örneklerle açıklayalım.

1 - Allah (c.c)’ın indirdiğini reddederek Allah (c.c)’ın indirdiği dışında kanunlarla hükmetmeyi caiz gören hakim. Bu hakim Allah (c.c)’ın ayetlerini inkar etmiş olduğu için kafirdir.

İbni Kudame şöyle dedi:

“Allah (c.c)’ın kesin olarak haram kıldığı icmayla sabit olan bir şeyi veya müslümanlar arasında haramlığı yaygınlaşan ve haramlığı konusunda hiçbir şüphe olmayan domuz eti, zina ve bunlar gibi haramların helal olduğuna her kim inanırsa işte o kimse kafir olur.” (El Mugni c: 12, s: 276 Darul Hicre baskısı)

İbni Teymiye şöyle dedi:

“Kim beş vakit namazın, zekatın, ramazan orucunun ve beyti haccetmenin farz olduğuna inanmaz, Allah (c.c) ve rasulünün haram kıldığı fuhuş, zulüm, şirk, iftira gibi amelleri haram kılmazsa kafir ve mürted olur. Böyle bir kimse tevbeye çağırılır. Şayet tevbe etmezse bütün müslüman alimlere göre öldürülür ve iki şehadeti söylüyor olması ona bir fayda sağlamaz.” (Fetvalar)

2 - Allah (c.c) ve rasulünün hükmünü uygulamanın gerekli olmadığına inanan hakim. Bu hakim, Allah (c.c) ve rasulünün hükmünü gereksiz gördüğü için küfre girmiştir.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Herhangi bir şey hakkında ihtilafa düşerseniz onu Allah’a ve Rasulune havale edin! Eğer Allah’a ve ahiret gününe iman etmişseniz… İşte bu daha hayırlı ve sonuç itibarı ile de daha güzeldir.” (Nisa: 59)

Allah (c.c) bu ayette, teşri hakkını sadece Allah (c.c)’a vermek gerektiğini, iman şartına bağlamıştır. Bu sebeble her kim Allah ve rasulünün hükmünü uygulamanın gerekli olmadığını söylerse işte o, her ne kadar müslüman olduğunu söylese de iman etmiş değildir.

3 - Allah (c.c)’ın hükmünü reddetmediği halde Allah (c.c)’ın hükmünden başka hükümlerin de uygulayabileceğine inanan hakim. Bu hakim, her ne kadar Allah (c.c)’ın hükmünü inkar etmese de Allah (c.c)’tan başkasının hükmünün uygulanabileceğini söylemekle Allah (c.c)’ın hükmünün yetersiz olduğunu söylemiş, onu küçümsemiş ve dolayısıyla küfre girmiştir.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Andolsun biz, açıklayıcı ayetler indirdik. Allah, dilediğini doğru yola yöneltip iletir. Onlar derler ki: “Allah’a ve rasulüne iman ettik ve itaat ettik.” Sonra bunun ardından onlardan bir grup sırt çevirir. Bunlar iman etmiş değildirler. Aralarında hükmetmesi için Allah’a ve Rasulüne çağrıldıkları zaman, onlardan bir grup yüz çevirir. Eğer hak lehlerinde ise, ona boyun eğerek gelirler. Bunların kalplerinde hastalık mı var? Yoksa kuşkuya mı kapıldılar? Yoksa Allah’ın ve elçisinin kendilerine haksızlık yapacağından mı korkuyorlar? Hayır, onlar zalim kimselerdir. Aralarında hükmetmesi için, Allaha ve elçisine çağrıldıkları zaman mümin olanların sözü: “İşittik ve itaat ettik” demektir. İşte felaha kavuşanlar bunlardır! Kim Allah’a ve Rasulüne itaat ederse ve Allah’tan korkup O’ndan sakınırsa… İşte kurtuluşa ve mutluluğa erenler bunlardır!” (Nur: 46-52)

Bu ayete göre her kim, Allah (c.c)’a ve rasulüne iman ettiğini ve hatta itaat ettiğini söyler, buna rağmen Allah (c.c) ve rasulünün hükmünden yüz çevirir ve uygulamazsa işte bu kimse, Allah (c.c) ve rasulünün hükmünü inkar etmese bile, ameliyle beğenmediği için küfre girmiştir.

4 - Allah (c.c)’ın hükmünün bu zamanda uygulanamayacağını söyleyen hakim. Bu hakim de Allah (c.c)’ın hükümlerinin her zaman ve mekana hitap edemeyecek kadar basit, yetersiz ve eksik olduğunu söyleyerek küfre girmiştir.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“İhtilaf ettiğiniz her konuda hüküm verecek olan Allah’tır.” (Şura: 10)

“Rasul size ne verdiyse onu alın, size neyi yasak ettiyse ondan da sakın! Allah’tan korkun! Şüphesiz ki Allah’ın azabı şiddetlidir.” (Haşr: 7)

“O, hükmüne hiç kimseyi ortak etmez.” (Kehf: 26)

Allah (c.c) bu ayetlerde hükümlerine tabi olunmasını belli bir zamana has kılmamış, her zamanda sadece kendisinin ve rasulünün hükmüne uyulması gerektiğini söylemiş ve hükmünde hiçbir zaman ortak kabul etmediğini haber vermiştir. Bu sebeble her kim Allah ve rasulünün hükümlerini belli bir zamanla sınırlandırır ve başka zamanlar için uygun olmadığını söylerse Allah (c.c)’ın ayetlerini inkar etmiş ve kafir olmuştur.

5 - Allah (c.c)’ın hükmü uygulandığında müslümanların gerileyeceğini söyleyen hakim. Bu da bir önceki hakim gibi küfürdedir.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Allah, Kitabı ve mizanı hak ile indirdi. Ne bilirsin; belki kıyamet saati pek yakındır.” (Şura: 17)

“Sonra seni de emir konusunda bir şeriat üzere kıldık. Sen ona uy ve bilmeyenlerin heva (istek ve tutku)larına uyma! Çünkü onlar, Allah’tan (gelecek) hiçbir şeyi senden savamazlar. Şüphesiz zalimler, birbirlerinin velisidirler. Allah ise, muttakilerin velisidir.” (Casiye: 18-19)

“Ey iman edenler! Allah’ın rasulünün huzurunda öne geçmeyin ve Allah’tan sakının! Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir.” (Hucurat: 1)

Bu ayetlere göre Allah (c.c), İslam’ı uyulması gereken bir din ve onun hükümlerini de uyulması gereken bir şeriat kılmış, hiçbir şeriat ve dinin bundan öne geçirilmemesini emretmiştir. Zira Allah (c.c)’ın dini ve şeriati müslümanların refahı, mutluluğu ve gelişmesi için uyulması gereken tek din ve şeriattır. Asıl bundan başka din ve şeriatlere uyulduğunda insanların mutluluğu, refahı ve gelişmesi bozulur. Bu sebeble her kim, Allah (c.c)’ın din ve şeriati uygulandığında müslümanların gerileyeceğini söylerse işte o kimse, Allah (c.c)’ın ayetlerini inkar etmiş ve kafir olmuştur.

6 - Dinin, Allah (c.c) ile kul arasında olduğunu, siyasete karışmadığını, sadece camilerde kalması gerektiğini, siyasi, iktisadi ve kulların birbirleri arasındaki diğer dünyevi ilişkilerde uygulanacak kanunların dini kanunlar olmaması gerektiğini söyleyen hakim. Bu hakim, Allah’ın hükümlerini beğenmediği için küfre girmiştir.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“İşte böylece, biz onu (Kur’an’ı) Arapça bir hüküm olarak indirdik.” (Ra’d: 37)

“Hüküm, yalnız Allah’a aittir. Ona tevekkül ettim. Tevekkül edenler yalnız O’na tevekkül etsin.” (Yusuf: 67)

“Haberiniz olsun; hüküm yalnız O’nundur. Ve O, hesap görenlerin en süratli olanıdır.” (En’am: 62)

“Hayır, emrin tümü Allah’ındır.” (Ra’d: 31)

“Rasulü, kendi aranızda birbirinizi çağırdığınız gibi çağırmayın! Allah, sizden bir diğerinizi siper ederek kaçanları gerçekten bilir. Böylece onun emrine aykırı davrananlar, kendilerine bir fitnenin isabet etmesinden veya acı bir azabın gelmesinden sakınsınlar.” (Nur: 63)

“Allah onların göğüslerinin sakladıklarını ve açığa vurduklarını bilir. O, Allah’tır. Kendisinden başka ibadete layık ilah yoktur. İlkte de, sonda da hamd O’nundur. Hüküm O’nundur ve O’na döndürüleceksiniz.” (Kasas: 69-70)

Allah (c.c) bu ayetlerde hükmün sadece kendisine ait olduğunu, belli bir mekan, ve olaylara has kılınmadığını bildirmektedir. Allah (c.c)’ın hükmü her mekan ve olaylar için geçerlidir. Bu sebeble her kim Allah (c.c)’ın hükümlerini belli bir mekan ve olaylarla sınırlandırırsa Allah (c.c)’ın ayetlerini inkar etmiş ve kafir olmuştur.

7 - İslam dininin hırsıza verdiği el kesme cezasının, zinakar evliye verdiği recm (taşlanarak öldürülme) cezasının ve bunlar gibi daha başka suçlara koyduğu cezaların zamanımıza uygun olmadığını söyleyen hakim. Bu hakim, Allah (c.c)’ın böyle suçlar için bildiği hükümlerin zulüm hükümler olduğunu, kendisinin bildirdiği hükmün ise adil olduğunu, dolayısıyla kendisinin Allah (c.c)’tan daha şefkatli ve merhametli olduğunu söylemiş ve böylece küfre girmiştir.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Allah ve rasulü bir konuda hüküm verdiğinde inanmış erkek ve kadınların artık işlerinde başka yolu seçme hakları yoktur. Her kim Allah’a ve rasulüne başkaldırırsa apaçık bir şekilde sapmış olur.” (Ahzab: 36)

“Hayır! Rabbine andolsun ki, aralarında ihtilaf ettikleri şeylerde seni hakem tayin edip sonra haklarında verdiğin hükümden dolayı kalplerinde bir sıkıntı duymadan tamamen kabul etmedikçe iman etmiş olmazlar.” (Nisa: 65)

“Rabbin dilediğini yaratır ve seçer. Onların ise seçme hakları yoktur. Allah, onların ortak koştukları şeylerden münezzeh ve yücedir.” (Kasas: 68)

Allah (c.c), kulları arasında olabilecek olaylar hakkında hükümlerini bildirmiştir. Rasulullah (s.a.s) da bu hükümleri açıklamıştır. Allah (c.c) ve rasulü bir konuda hüküm bildirdikten sonra artık hiç kimsenin başka bir hükmü seçme hakkı yoktur. Bu sebeble her kim Allah (c.c) ve rasulü bir konuda hüküm bildirdikten sonra başka hükümleri seçer ve Allah (c.c) ve rasulünün hükümlerinin adil olmadığını söylerse, Allah (c.c)’ın kulları için seçip beğendiğini beğenmemiş ve dolayısıyla kafir olmuş olur.

8 - Teşri (kanun koyma) hakkının kendisinde olduğunu iddia ederek bu hakkı kendinde gören ve böylece insanlar için Allah (c.c)’tan başka kanunlar koyan hakim. Bu hakim, Allah (c.c) dışında kanun koymaya kalkıştığı için Allah (c.c)’ın hak, yetki ve sıfatını kendisinde görerek Allah (c.c)’ın hakkına tecavüz etmiş ve kendisini ilah ilan etmiştir. İşte böyle yaptığı için hem tagut hem de kafir olmuştur.

Kuran’da, hüküm verme hakkının sadece Allah (c.c)’a ait olduğunu bildiren bir çok ayet vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

a) - Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Hüküm vermek Allah’a aittir. Kendisinden başkasına değil yalnız O’na ibadet etmenizi emretti. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf: 40)

“Kim tagutu inkar edip Allah’a iman ederse kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa tutunmuş olur. Şüphesiz ki Allah Semi’dir, Alim’dir.” (Bakara: 256)

“Onlar, hahamlarını, rahiblerini ve Meryem oğlu Mesih’i Allah’tan başka rabler edindiler. Oysa tek olan Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşlardı. O’ndan başka ibadete layık ilah yoktur. O, onların ortak koştuklarından münezzehtir.” (Tevbe: 31)

Allah (c.c) bu ayetlerde hüküm verme hakkını, ibadet tevhidine bağlamıştır. Buna göre Allah (c.c)’ın hükmünü kabul etmek ve sadece O’nun hükmüne teslim olmak O’na hüküm konusunda ibadet etmektir. Tıpkı namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek ve bunlara benzer ibadetleri yapmak gibi….

b) - Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Yaratma da emir de O’nun hakkıdır. Alemlerin rabbi olan Allah yücedir.” (A’raf: 54)

“Rabbin dilediğini yaratır ve seçer. Onların ise seçme hakları yoktur. Allah, onların ortak koştukları şeylerden münezzeh ve yücedir.” (Kasas: 68)

Allah (c.c) bu ayetlerde hüküm verme hakkını Rububiyyet tevhidine bağlamıştır. Buna göre Allah (c.c)’ın hükmünü kabul etmek ve sadece O’nun hükmüne teslim olmak O’nun rabliğini kabul etmek demektir. Tıpkı yaratıcı, rızık verici, öldüren, dirilten olduğunu kabul edip bu konularda O’na teslim olmak gibi…

c) - Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Size kitabı tafsilatlı olarak indirmişken, Allah’tan başka bir hakem mi kabul edeyim?” (En’am: 114)

“Bu, Allah’ın hükmüdür, sizin aranızda hükmeder. Allah Alim’dir, Hakim’dir.” (Mümtahine: 10)

“Allah, aramızda hüküm verenlerin en hayırlısıdır.” (A’raf: 87)

“Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret! O, hükmedenlerin en hayırlısıdır.” (Yunus: 109)

“O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır” (Yusuf: 80)

“Sen, hakimlerin hakimisin.” (Hud: 45)

“Allah hükmeder; O’nun hükmünü iptal edecek yoktur. Ve O, hesabı çabuk görendir.” (Ra’d: 41)

“Hüküm yalnız Allah’ındır. O, doğru haberi verir ve O, (hak ile batılı) ayırd edenlerin en hayırlısıdır.” (En’am: 57)

Allah (c.c)’ın kendisine has isim ve sıfatları vardır. Buna göre, Allah (c.c)’ın hükmünü kabul etmek ve sadece O’nun hükümlerine teslim olmak, O’nun isim ve sıfatlarını kabul etmek demektir. Alim, Hakim, Hakem, Hakimlerin en hayırlısı, Hakimlerin hakimi, hükmü çabuk gören, ayırt edenlerin en hayırlısı olduğunu kabul etmek gibi…

9 - Allah (c.c)’ın şeriatini bir kenara atarak beşeri kanunlarla hükmeden hakim. Bu hakim, bütün alimlere göre İslam milletinden çıkartan büyük küfür işlemiştir. Zira hüküm koyma ve teşri hakkı sadece Allah (c.c)’a ait olan bir özelliktir. Bu özelliği her kim kendinde görürse kendisini ilah ilan etmiş, her ne kadar “ben ilahım” demese bile, küfre girmiştir.

Allah (c.c)’ın hükümlerini bir kenara atarak beşeri kanunları uygulayan hakimin küfre girmesinin üç sebebi vardır ve bu sebeblerin her birisi bu hakimin küfre girmesi için yeterlidir. Bu sebebler şunlardır:

Birincisi: Beşeri kanunlarla hüküm veren bir hakim, Allah (c.c)’ın hükümlerini terketmiştir. Allah (c.c)’ın hükümlerini terkeden ve uygulamayan kimse ise kafir olur.

“Kim Allah’ın indirdikleriyle hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta kendileridir.” (Maide: 44) ayetinin nüzul sebebinden, Allah (c.c)’ın hükmünü terkeden ve uygulamayan kimsenin kafir olduğu anlaşılmaktadır. Tıpkı yahudilerin yaptığı gibi… Bu ayete göre; her kim Allah (c.c)’ın hükmüyle hükmetmezse, velev ki başka hükümlerle de hükmetmesin, kafir olur.

İkincisi: Allah (c.c)’ın şeriatine muhalif bir hüküm icat etmiştir. Buna göre her kim Allah (c.c)’ın hükümlerine muhalif hükümler icad eder, onları insanlara uygular ve insanları onlara uymaya zorlarsa, kafir olur.

“Yoksa onların Allah’ın izin vermediği şeyi kendilerine dinden bir şeriat koyan ortakları mı vardır?” (Şura: 21)

Bu ayete göre; her kim Allah (c.c)’ın izin vermediği bir konuda insanlar için teşri (kanun) koyarsa, işte o kimse kendisini rububiyyette Allah (c.c)’a ortak koşmuş olur. Her kim de bu kimseye teşri (kanun koyma) hakkını verir ve itaat ederse, o kimseyi Allah (c.c)’a eş koşmuş ve Allah (c.c)’tan başka rab edinmiş olur.

İbni Kesir bu ayetin tefsirinde şöyle dedi:

“Bu kimseler Allah (c.c)’ın şeriatine değil, cin ve insan şeytanların şeriatine uyuyorlar. Böylece bu insan ve cin şeytanlarının onlara haram kıldığı bahira, saibe, vasile ve ham’ın haram ve onlara helal kıldıkları ölü eti, kan, kumar ve bunlar gibi cahiliyede uydurdukları batıl sapıklıkların ise helal olduğu konusunda onlara itaat ederler. Senin dininin hükümlerine ise asla tabi olmazlar.” (İbni Kesir tefsiri c: 4 s: 111)

İbni Teymiye bu ayet hakkında şöyle dedi:

“Bu ayete göre her kim delili olmaksızın kendisini Allah’a yaklaştırması için bir amel uydurur veya Allah’ın şeriatine bakmaksızın bir ameli eli veya diliyle farz kılarsa, işte o kimse Allah’ın izin vermediği bir şeriat uydurmuş olur. Her kim de bu konuda ona tabi olursa onu Allah’a eş koşmuş olur.” (İktidau Sırati Mustakim s: 267 Medeni baskısı…)

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“O, hükmüne hiç kimseyi ortak etmez.” (Kehf: 26)

Bu ayete göre her kim Allah (c.c)’ın izni dışında insanlara bir kanun koyarsa işte o kimse, kendisini Allah (c.c)’a eş koşmuş olur.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

(Haram aylarının) yerlerini değiştirmek ancak inkarda bir artıştır. Bununla kafirler şaşırtılıp, saptırılır. Allah’ın haram kıldığına sayı bakımından uymak için, onu bir yıl helal, bir yıl haram kılıyorlar. Böylelikle Allah’ın haram kıldığını helal kılmış oluyorlar. Yaptıklarının kötülüğü kendilerine “çekici ve süslü” gösterilmiştir. Allah, inkarcı bir topluluğa hidayet vermez.” (Tevbe: 37)

Haram ayların yerlerini değiştirmek, Allah (c.c)’ın izin vermediği yeni bir teşri koymaktır. Allah (c.c) bu yeni teşriye küfür ismini vermiştir. Bu ayete göre Allah (c.c)’ın şeriatine muhalif teşri yapan bir kimse kafir olur.

İbni Hazm Tevbe: 37 ayetini zikrettikten sonra şöyle dedi:

“Kur’an’ın indiği arapça dilinin gereği olarak, bir şeyin fazlası, o şeyin cinsinden olması gerekir. Bu (yani; ayetteki: “(Haram aylarının) yerlerini değiştirmek ancak inkarda bir artıştır” lafzı) ise haram ayların yerlerini değiştirmenin küfür olduğunu göstermektedir. Haram ayların yerlerini değiştirmek bir ameldir ve bu amel Allah (c.c)’ın haram kıldığını helal kılmaktır. Bu sebeble her kim Allah (c.c)’ın haram kıldığını bildiği bir meseleyi helal kılarsa, yaptığı bu fiille kafir olur.” (El-Fasl İbni Hazm c. 3 s: 245)

İbni Hazm’ın sözünden; büyük küfre girmenin sadece inançla değil, amelle de olabileceği anlaşılmaktadır. İşte bu sebeble, bir şeyi Allah (c.c)’ın haram kıldığını bildiği halde helal kılan kişi kafir olur. Bu kimsenin, o fiilin haram olduğuna inanması, onun küfrüne engel değildir.

İmam Şatıbi’nin bu konuyla ilgili çok sözü vardır. Onlardan bazısı:

İmam Şatibi bidat ehli hakkında konuştuktan ve:

“Ey iman edenler! Allah’ın sizin için helal kıldığı güzel şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın! Şüphesiz Allah, haddi aşanları sevmez.” (Maide: 87) ayetini zikrettikten sonra bu ayetin nüzul sebebini de zikretti ve sonra bazı sahabelerin; evlenmeyi ve et yemeyi terketmekle ilgili düşüncelerini zikretti. Sonra da şöyle dedi:

“Bu mevzuyla ilgili şu meseleler vardır:

1) - Helali haram kılmak bir kaç şekilde olabilir.

a) - Gerçek Manada Haram Kılmak: Bu haram kılma ameli kafirlerde olur. bahira, saibe, vasile, ham’ı haram kılmaları gibi.. Bunlar dışında, kendi görüşlerine uyarak haram kıldıkları meseleler de buna girer.

Allah (c.c)’ın şu sözü de bu konu ile alakalıdır:

“Diliniz yalana alıştığı için: “Bu haram, bu helal demeyin. Zira Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah’a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler.” (Nahl: 116)

İslam’a bağlı olan kişilerin kendi görüşleriyle yaptıkları bunlara benzer haram kılma fiilleri de bu bölüme girer….” (Şatıbi sonra diğer meseleleri zikretti.) (El’itisam c. 1 s: 328)

İmam Şatibi bu sözleriyle, cahiliye ehlinin kendi arzularına göre helal olan bazı şeyleri haram kılması ile insanın zühd için bazı şeyleri terketmesinin arasını ayırmak iste-miştir. Yani; kafirlerin, Allah (c.c)’ın helal kıldığı şeyleri kendi görüşleriyle haram kılmaları veya İslam’a nispet edilen bazı kimselerin sırf kendi görüşlerine dayanarak Allah (c.c)’ın kesin helal kıldığı meseleleri haram kılmalarıyla, dünyevi bazı amelleri zühd (takva) sebebiyle terketmenin arasını ayırmıştır. Bu amellerden birincisi apaçık bir küfürdür, ikincisi ise küfür değildir.

Zamanımızda İslam şeriatinin yerini alan beşeri kanunların birinci bölüme girdiğinde hiçbir akıl sahibi şüphe etmez.

İmam Şatıbi bir başka yerde şöyle dedi:

“Bidatlere bakıldığında, mertebelerinin değişik olduğu görülür. Bidatlerin bazıları apaçık küfürdür.

“Allah’ın yarattığı ekinlerden ve hayvanlardan Allah’a pay ayırıp zanlarınca: “Bu Allah’a, bu da ortak koştuklarımıza (putlarımıza) dediler. Ortak koştukları için ayrılan Allah’a geçmiyor, fakat Allah için ayrılan ortak koştuklarına geçiyor! Ne kötü hüküm veriyorlar!” (En’am: 136)

“Bir de dediler ki: “Bu hayvanların karınlarında olan, yalnızca erkeklerimize aittir, eşlerimize ise haramdır. Eğer o, ölü doğarsa onlar da buna ortaktırlar.” Allah, (bu) uydurduklarının cezasını verecektir. Şüphesiz O, hüküm sahibi olandır, bilendir.” (En’am: 139)

“Allah bahira, saibe, vasile, ham diye birşey kılmamıştır. Fakat kafirler yalan yere Allah’a iftira etmektedirler ve onların çoğunun da kafaları çalışmaz.” (Maide: 103)

Allah (c.c)’ın: bu ayetlerde zikrettiği cahili bidatler, açık birer küfürdür. Yine münafıkların kendi nefis ve mallarını korumak amacıyla uydurdukları küfürler de böyledir. Bunlara benzer her amel, apaçık küfür olan amellerdir ve bunların açık bir küfür olduğunda asla şüphe edilmez.” (El-İtisam c: 2 s: 37)

İmam Şatıbi’nin “bunlara benzer” sözüne, şüphesiz zamanımızda uygulanan beşeri kanunlar da girer. Çünkü bu kanunlar, cahiliyide uydurulan kanunlar gibi Allah (c.c)’ın izni olmaksızın uydurulan yeni birer kanundur.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Onlar, hahamlarını, rahiblerini ve Meryem oğlu Mesih’i Allah’tan başka rabler edindiler. Oysa tek olan Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşlardı. O’ndan başka ibadete layık ilah yoktur. O, onların ortak koştuklarından münezzehtir.” (Tevbe: 31)

Adiyy b. Hatem (r.a) boynunda gümüşten bir hac takılı olduğu halde Rasulullah (s.a.s)’ın yanına girdi. Rasulullah (s.a.s) o esnada Tevbe: 31 ayetini okuyordu. Adiyy (r.a) bu ayeti duyunca Rasulullah (s.a.s)’a şöyle dedi:

“Onlar haham ve papazlarına tapmıyorlardı.” Rasulullah (s.a.s) ona şöyle dedi:

“Bu doğru değil, onlar onlara tapıyorlardı. Zira onlar haramı helal, helali haram yaptıklarında onlara tabi oldular. İşte onlara ibadet etmek böyledir!” (Ahmed Müsnedinde, İbni Cerir, İbni Teymiye hasen dedi.)

Rasulullah (s.a.s) bu hadiste ibadeti, teşride (helal ve haram yapma konusunda) itaat ve tabi olmak olarak açıklamıştır.

İbni Kesir şöyle dedi:

“Suddi bu ayet hakkında şöyle dedi: “Allah (c.c)’ın kitabını arkalarına atarak adamların görüşlerini aldılar. Onun için Allah (c.c) şöyle buyurdu:

“Oysa Allah, onları bir ilaha tapmaya davet etmiştir.” Yani; sadece “Allah (c.c)’ın haram kıldığı haram, helal kıldığı helaldir” hükmüne tabi olunur ve bu konudaki hükmü uygulanır. Ondan başka ibadete layık ilah yoktur. O ortak koştuklarından münezzehtir.” (İbni Kesir Tefsiri)

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Ey Kitab ehli! Yalnız Allah’a kulluk etmemiz, O’na hiçbir şeyi ortak koşmamamız, Allahı bırakıp birbirimizi rab olarak benimsememek üzere sizinle bizim aramızdaki müşterek bir söze gelin! Eğer yüz çevirirlerse “bizim müslüman olduğumuza şahit olun”, deyin!” (Ali İmran: 64)

Kurtubi, Ali İmran: 64 ayetinin tefsirinde şöyle dedi:

Allah’tan başka birbirimizi rabler edinmemek üzere… Bu ayet; “Allah (c.c)’ın haram kıldığını helal, helal kıldığını haram yapma konusunda birbirimize tabi olmayalım” demektir. Bu ayetin manası,

Onlar, hahamlarını, rahiblerini ve Meryem oğlu Mesih’i Allah’tan başka rabler edindiler…” ayetinin manası gibidir. Bu ayet ise; Allah (c.c)’ın haram kıldığını helal, helal kıldığını haram yapan kimselere tabi olanlar, o kimseleri Rab seviyesine çıkardılar” manasındadır.” (Kurtubi Tefsiri)

Bu ayetlerin hepsine göre; her kim Allah (c.c)’ın izin vermediği bir meselede insanlar için bir hüküm verirse, kendisini Allah (c.c)’a eş koşmuş ve Allah (c.c)’tan başka rab ilan etmiş demektir. Her kim de bu kimseye itaat eder ve ona tabi olursa, onu Allah (c.c)’a şirk koşmuş ve itaat ettiği kişiyi rab edinmiş olur.

Üçüncüsü: Allah (c.c)’ın şeriatine muhalif bir şeriatle (bir kanunla) hükmetmiştir. Buna göre her kim, Allah (c.c)’ın hükmünü bir kenara bırakır ve başka kanunlarla hükmederse, kafir olur.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Üzerine Allah’ın ismi zikredilmeyenleri (hayvanları) yemeyin! Çünkü o bir fısktır. Muhakkak ki şeytanlar dostlarına sizinle mücadele etmeleri için vahyeder. Eğer onlara itaat ederseniz muhakkak müşrik olursunuz.” (En’am: 121)

“Sana ve senden öncekilere indirilenlere iman ettiklerini iddia edenleri görmüyor musun? Reddetmeleri emir olunmuşken taguta muhakeme olmak istiyorlar. Şeytan onları derin bir sapıklığa düşürmek istiyor.” (Nisa: 60)

İslam geldiği zamandaki müşrikler, hayatlarını Allah (c.c)’ın şeriatine göre değil, cahili adetlere ve tagutlarının hükümlerine göre düzenliyorlardı. Kitab ehli olan yahudi ve hristiyanlar ise din adamlarının ve hakimlerinin heva ve heveslerinden uydurduklarına uyar ve bu kimselerin belirlediği hükümleri hayatlarında uygularlardı. Zaten Maide: 44 ayeti de yahudiler hakkında inmiştir. Zira bu Kur’an ayetleri, müslümanlar da kitab ehli ve müşrikler gibi yapmasınlar diye onları uyarmak için iniyordu. Bu sebeble müslümanlardan hiçbir kimse ne Mekke’de ne de Medine’de, İslam şeriatinden başka bir şeriate asla muhakeme olmamıştır. İslam şeriati dışındaki kanunlara muhakeme olanlar, ancak münafık olan kimselerdir. Çünkü taguta muhakeme olma isteği münafıkların en önemli özelliğidir. İşte bu sebeble münafıkları ortaya çıkarmak için bu ayetler inmiştir.

Müslamanlar şunu çok iyi bilmekteydiler: Müslüman olabilmek ve tevhidi sağlayabilmek için sadece Allah (c.c)’ın kanunlarına bağlanmak ve sadece O’nun kanunlarına muhakeme olmak gerekir. İşte bu sebebledir ki eski alimler, la ilahe illallah’ı açıklarken bu meseleye de değiniyorlardı. Bütün İslam taifeleri, sapık olanları dahil, hüküm verenin ve hükmüne muhakeme olunması gerekenin sadece Allah (c.c) olduğu konusunda ittifak etmişlerdir.

Aynı şekilde İslam şeriatini bir kenara atarak onun yerine beşeri kanunları uygulayan kişinin büyük küfür işleyerek islam milletinden çıktığı konusunda alimler icma etmişlerdir. Alimlerin bu konuda icma ettiklerini İbni Teymiye, İbni Kayyım ve İbni Kesir söylemiştir.

İbni Teymiye şöyle dedi:

“Bir kimse, haram olduğu icma ile sabit olan bir şeyi helal yaparsa veya helal olduğunda icma olan bir şeyi haram yaparsa veya icmayla sabit olan Allah (c.c)’ın şeriatini değiştirirse bu kişi alimlerin ittifakıyla kafirdir.” (Fetvalar c: 3 s: 267)

İbni Teymiye bir başka yerde şöyle demiştir:

“Allah (c.c)’ın rasulleriyle gönderdiği emir ve yasakları iptal eden kişi, müslümanların, yahudilerin ve hristiyanların ittifakıyla kafirdir.” (Fetvalar c: 8 s: 106)

İbni Kayyım şöyle diyor:

“İslam dininin önceki bütün dinleri neshettiği Kur’an ve alimlerin icmasıyla sabittir. Buna göre her kim Kur’an’a bağlanmayıp Tevrat ve İncil’e bağlanırsa, kafir olur. Zira Allah (c.c), sadece İslam şeriatine uyulmasını farz kılmıştır. Bu nedenle sadece İslam şeriatinin haram kıldığı haram, farz kıldığı farzdır.” (Ahkamu Ehlizzimme c: 1 s: 259)

İbni Kesir (r.a):

“Cahiliyenin hükmünü mü istiyorlar?” (Maide: 50) ayetinin tefsirinde şöyle dedi:

“Allah (c.c), her hayrı kapsayıcı ve her şerri yasaklayıcı olan hükümlerinden yüz çevirip bunun yerine cahiliyede olduğu gibi kişilerin görüşlerine, dalalet ve sapıklığı ifade eden değer yargılarına ya da çeşitli dinlerin karışımı ve beşeri görüşlerden meydana gelen Cengiz Han’ın vazettiği Yesak gibi İslam dışı hükümlere yönelenin imanını kabul etmiyor.

Yesak; Cengiz Han’ın Kuran, Tevrat, İncil ve kendi görüşlerine dayanarak ortaya koymuş olduğu kanunları ihtiva eden bir kitaptır. Cengiz Han öldükten sonra yerine geçen çocukları (İslam’a girdikleri halde) bu kitabı bir anayasa kitabı olarak gördüler. Allah (c.c)’ın kitabı ve Rasulullah’ın sünnetini bir kenara atarak bu kitabtaki hükümlerle Tatarlara hükmetmeye başladılar. İşte böyle davranan kimseler kafirdir. Bunlarla, büyük küçük her meselede yalnız Allah (c.c)’ın hükmüne dönünceye kadar savaşmak farzdır.” (İbni Kesir Tefsiri c: 2 s: 67)

İbni Kesir (r.a) devamla şöyle dedi:

“Bu yapılanların hepsi Allah (c.c)’ın nebilerine indirdiği şeriate muhaliftir. Kim nebilerin sonuncusu Muhammed (a.s)’e inen şeriati terkederek daha önceki nebilere inen mensuh olmuş şeriatlere muhakeme olursa, Allah (c.c)’ın bildirdiği gibi kafir olur. Durum böyleyken Yesak’a (Cengiz Han’ın koyduğu kanunlara) muhakeme olup onu Allah (c.c)’ın şeriatinden önde tutan kişinin hükmü nasıl olur acaba? Her kim böyle yaparsa bütün müslümanların icmasıyla kafirdir.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Cahiliyenin hükmünü mü istiyorlar? Yakinen inanan bir kavim için Allah’tan daha iyi hüküm veren kim vardır?” (Maide: 50)

“Hayır! Rabbine and olsun ki, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin edip sonra haklarında verdiğin hükümden dolayı kalplerinde hiçbir sıkıntı duymadan tamamen kabul etmedikçe iman etmiş olmazlar.” (Nisa: 65) (İbni Kesir Tefsiri)

İbni Kesir (r.a)’in, neshedilmiş şeriatlere muhakeme olan kişiye nasıl da küfür hükmü verdiğine dikkatle bak!

Zamanımızda İslam şeriatinin yerine tatbik edilen beşeri kanunlar, neshedilmiş şeriatlerden daha tehlikeli ve bu kanunlara muhakeme olmak, daha büyük küfürdür.

İbni Kesir şöyle dedi:

“Her kim mensuh olan şeriatlere muhakeme olur, nebilerin sonuncusu Muhammed (s.a.s)’e inen şeriate muhakeme olmazsa, muhakkak kafir olur. Durum böyleyken acaba İslam şeriatini terkederek yesağa muhakeme olan, yesağın kanunlarını İslam kanunlarından daha önde tutan kişinin durumu nasıl olur acaba? Bilinsin ki, böyle yapan kimse müslümanların icmaıyla kafirdir.” (Elbidaye vennihaye c. 13 s. 119)

Şöyle bir soru sorulabilir:

İbni Teymiye, İbni Kayyım ve İbni Kesir; Allah (c.c)’ın şeriatini bir kenara atarak onun yerine beşeri kanunları uygulayan hakimin İslam milletinden çıkaran büyük küfür işlediği konusunda alimlerin ittifak ettiğini söylemişlerdir. Acaba bu konuda, bu alimlerden önce yaşayan alimlerin hiç görüşleri yok mudur? Şayet yoksa, neden bu konuda görüş bildirmemişlerdir?”

Bunun cevabı şudur:

İslam tarihinde, İslam şeriatini bir kenara atarak yerine beşeri kanunları koyma ameli, tatarların zamanına kadar görülmüş bir şey değildir. Çünkü o zamana dek, ne kadar zalim olurlarsa olsunlar, hiçbir İslam hakimi Allah (c.c)’ın hükmünü değiştirmeye yanaşmamış ve zamanızda olduğu gibi Allah (c.c)’ın hükmüne muhalif kanunlar koyarak insanları bunlara uymaya zorlamamıştı. O günkü hakimlerden herhangi biri İslam’a muhalif bir hareket yapmak istediğinde, bunu ya gizlice veya tevil ederek yapardı. Bu nedenle, bu hakimlerin zamanında yaşayan alimler, Allah (c.c)’ın şeriatini bir kenara atarak yerine başka şeriatler koyan kimseler hakkında görüş bildirmemişlerdir. Fakat tatarlardan önce, zamanında şöyle bir hadiseye rastlanmıştır:(İmam Cüveyni Hicri 419 yılında doğmuş ve hicri 478 yılında vefat etmiştir. Maliki imamıdır. İmam’ul Harameyn olarak tanınır.)

İmam Cüveyni zamanında laik düşünceye sahip zındık-lar ortaya çıkınca İmam Cuveyni, bunun tehlikesini o zamanın hakimine derhal bildirdi. İmam Cuveyni, Abbasi bakanı olan Nizam’ul Melik’e şöyle bir mektub yazdı:

“Şehirlerin ve yerlerin haberlerini öğrendikten sonra, size dinin aleyhine ortaya çıkabilecek bir fitneyi haber veriyorum. Eğer bu fitneye karşı çıkılmazsa bu fitne, bütün müslümanların zararına olacak, tehlikesi çok daha büyüyecek ve onu yok etmek zorlaşacaktır.

Biliniz ki, bu fitne ve tehlikesi gerçekten büyüktür. Bu sebeble Allah (c.c)’ın, dinini korusunlar diye hükümdar kıldığı kimselerin bu fitneyi yok etmek için çalışmaları gerekir.

İslam diyarının bazı bölge ve şehirlerinde bir takım zındıklar ve muattılalar çıkmış, insanları, doğru yolu gösteren İslam şeriatini terke çağırmakta ve varlıklı kimselerden de destek almaktadır. Bu varlıklı ve üstün kimseler de onları müdafa etmekte ve yardımlarıyla desteklemektedir.

Netice öyle bir hale geldi ki, varlıklı olan bu kimseler dinle alay etmeyi ve İslam şeriatine laf atmayı eğlence haline getirdiler. Bunlar, kendilerini taklid eden kişileri de etkilediler. Müslüman halk arasında bu fitne, bu fitnenin doğal bir sonucu olarak da din hakkındaki şüpheler yayıl-maya ve bu dine laf atmalar çoğalmaya başladı.” (Elgıyasi İmamul Harameyn El cuveyni s. 381-382)

İmam Cuveyni bu sözleriyle kimi kastetmektedir acaba? Zındıkları mı, batınileri mi yoksa başkalarını mı? Bu konuyla ilgili olarak söylediği sözlere dikkatle bakılırsa, bu sözlerle batınileri kastetmediği, bilakis halka uygulanması gereken kanunların, İslam şeriatinden değil, beşer aklının ürünü olan ve hakimlerin koyduğu kanunlardan olması gerektiğini söyleyen kimseleri kastettiği anlaşılır.

İmam Cüveyni bir başka yerde onlar hakkında şöyle dedi:

“Her kim halka uygulanacak kanunların, akılların iyi gördüğü ve hakimlerin görüşünden alınabileceğini söylerse, o kimsenin İslam’ı reddetmiş ve İslam şeriatinin yok edilmesine yol açacak sözleri söylemiş olduğunu bil!

Şayet bu görüş doğru olsaydı, evli olmayan zinakarların recmedilmesinin, tehlikeli durumlarda şüphe edilen veya tehlikesinden korkulan kişinin öldürülmesinin, ya da aidatların artması sonucu zekat miktarının da artırılmasının caiz olduğu görülürdü.

Yine, İslami kaideler şayet akla göre konulsaydı, o zaman herkesin aklı şeriat olurdu. Böylece herkes aklına göre yasaklar koyar, heva ve heves vahyin yerini alır, zaman ve mekanın değişmesiyle kaideler de değişir ve şeriat için bir sabitlik ve yerleşebileceği bir zaman söz konusu olmazdı.” (El Gıyasi -İmamul Harameyn El Cuveyni s: 220-221)

İmam Cuveyni’nin bu sözleri, İslam şeriatini yürürlükten kaldırmak isteyenlere ve halka uygulanan kanunların insanların heva, heves ve düşüncelere dayanması gerektiğini söyleyenlere yazılan bir reddiyedir.

O zamanki alimler ve müslümanlar, bu tür fitnelerin tehlikesini çok iyi bildikleri için bu tür fitneleri ortaya atanlar, bu amellerinde başarıya ulaşamadılar ve İslam şeriati hakimiyetini sürdürdü.

Bu durum, tatarlar gelinceye kadar böyle devam etti. Tatarlar, müslüman olmalarına rağmen Cengiz Han’ın İslam’dan, hristiyanlıktan, yahudilikten ve kendi fikirlerinden uydurduğu ve yesak adını verdiği kanunları uygulamaya başlayınca o zamanki İslam alimleri, böyle yapan kimselerin hükmünü insanlara anlatmaya başladılar. Böylece müslümanları bu tehlikeden korudular ve tatarların yesağının etkisi çok çabuk yok oldu.

Müslümanların bu heybetli durumu, İslam düşmanı ve batının kuyrukları olan şimdiki sefih idareciler gelerek Osmanlı hilafetini kaldırıncaya kadar sürdü.Bu sefih idareciler (Allah onları yok etsin) İslam ümmetinin gafil, çocuklarının ise İslam konusunda cahil oldukları bir zamanda başa geçtiler ve hayırlı olanı alçak olanla değiştirdiler. Allah (c.c)’ın şeriatini bir kenara atarak onun yerine adi ve küfür olan beşeri kanunları uyguladılar. Tıpkı, müslüman ülkelere hakim oldukları zaman Tatarların, kralları Cengiz Han’ın “Yesak’ı”nı uyguladıkları gibi…

Makrizi şöyle dedi:

“Cengiz Han, Tatarların kralı Onkhan’ı yendikten sonra Doğu ülkerinde bir devlet kurdu ve bu devlet için kanunlar yaptı. Bu kanunları, “Yasa” veya “Yesak” ismini verdiği bir kitabta topladı. Daha sonra bu kanunları çelik levhalara işleterek onları kavminin uyacağı bir şeriat haline getirdi. Kavmi de bu kanunlara uydu. Cengiz Han, hiçbir dine bağlı değildi.” (El Makrizi, El Mevaid vel İ’tibar, ElHıtat c: 2 s: 120)

El Kal Kaşandi, Alaeddin El Cuveyni’den şöyle nakletti:

“Cengiz Han’ın ve kendisinden sonra çocuklarının bağlandığı din, Cengiz Han’ın koyduğu yesak kanunlarıdır. Yesak ise, Cengiz Han’ın kendi kafasından uydurduğu kanunlardır. Bu yesak içerisine bir takım hükümler ve cezalar koymuştu. Yesak içerisindeki hükümlerin çoğu İslam şeriatine muhalif idi. Ancak çok az bir kısmı Muhammed (a.s)’in şeriatine uygundu. Cengiz Han, koymuş olduğu bu kanunları, “Büyük Yasa” olarak isimlendirdi ve bu kanunları yazdırdı. Sonra da bu kanunlar kendisinden sonra gelecek olan nesillere miras olsun ve böylece her bir aile onları gerek kendileri öğrensin ve gerekse çocuklarına öğretsin diye, kendisine ait kasada saklanmasını emretti.” (Tarih Fatihil Alem Cihank Şay c: 1 s: 62- 63)

Şeyh Muhammed Hamid el Fıkki, “Fethul Mecid” adlı kitabının dip notunda Yesakla ilgili olarak şöyle demiştir:

“Yesak gibi hatta ondan daha şerli olan şey ise; kan, ırz ve mallar hakkında Allah (c.c)’ın Kitabında ve Rasulunün sünnetinde hükümler açıkken, kişinin, batılıların kanunlarını bu konularda kendisine kanun edinip, onlara muhakeme olmasıdır. Böyle yapan kimse şüphesiz kafirdir, mürteddir. Bu ameller üzerinde ısrar ettiği ve Allah (c.c)’ın indirdiği hükme dönmediği müddetçe onun müslüman olarak isimlendirilmesi, İslam’dan olduğu açık olan namaz, oruç, hac ve bunlar gibi amelleri yerine getirmesi kendisine hiçbir fayda sağlamaz.” (Fethul Mecid dip notta)

Şeyh Muhammed b. İbrahim şöyle dedi:

“İnsanları uyarması için Muhammmed (a.s)’in kalbine Ruh’ul Emin’in apaçık arab dili ile indirdiği Kur’an’ı kerim ile beşer aklının ürünü olan kanunları hüküm konusunda aynı seviyeye yükseltmek ve ihtilaf olduğunda Kur’an ile değil de insan ürünü kanunlarla hükmetmek, apaçık büyük küfür olan amellerdendir….

5 - Bu küfür, büyük küfürlerin en büyüğü, en kapsamlısı, en açığıdır. Bu küfür, şeriate karşı en şiddetli ve ortaya en açık bir şekilde çıkmış olanıdır. Bu küfür, şeriatin hükümlerine şiddetli bir şekilde büyüklenen, Allah (c.c) ve rasulünün hükümlerine en zıd olan ve şer’i mahkemelere rakip olan mahkemeler kurmaktır. Sözde bu mahkemeler için, şer’i mahkemelerde olduğu gibi düzenli, teferruatlı, teşkilatlı ve zorunlu hükümler veren merciler oluşturulmuştur.

Şer’i mahkemelerin mercisi nasıl Kur’an ve sünnetse, beşeri kanunlarla hükmeden mahkemelerin de mercileri vardır ve onların mercileri de; değişik ümmetlerin şeriatleri, Fransa, Amerika, İngiltere gibi değişik devletlerin anayasalarından derlenmiş kanunlar, bidatçilerin ve müslüman olmadıkları halde İslam’a nispet edilmiş sapık taifelerin mezheblerinden alınmış kural, ilke ve prensiplerdir.

Bu tür mahkemeleri İslam diyarında çokça görmekteyiz. İnsanların ihtilaflarını çözmek için kapıları açıktır. İnsanlar da saf saf onlara gitmektedirler. Bu mahkemeler, ihtilaflı olan insanlar arasında Kur’an ve sünnete muhalif beşer’i kanunlarla hükmederler ve verilen hükmü uygulamaları için onları zorlarlar. Acaba bu küfürden daha büyük bir küfür var mıdır?” La ilahe illallah Muhammedun Rasulullah şehadetine zıt ve onu bozan bundan daha kötü bir amel var mıdır acaba?

Bu zikrettiğimiz meselelerin delillerinin ilim kitaplarında var olduğu bilinmektedir. Bunları tek tek zikretmeye kalkışırsak bu küçük risalemiz buna yetmez.

Ey akıllılar topluluğu! Ey zekiler cemaati! Ey uyanık olanlar! Size benzeyen (sizin gibi mahluk olan) veya siz-den daha düşük olan, hata işleyebilen, hatta hataları doğrularından daha çok olan, ancak yaptıkları doğrular Allah (c.c)’ın kitabı ve rasulünün sünnetinden alınan doğrular olan kişilerin, kanlarınız, mallarınız, ırzlarınız, kadınlarınız, çocuklarınız ve diğer haklarınız hakkında hüküm vermelerine nasıl izin verebiliyorsunuz?

Bu konularda kendi hükümlerini veriyor ve kendisinde hata bulunmayan, hiçbir yönden batılın kendisine yaklaşamadığı, Hakim ve Hamid tarafından indirilen Allah (c.c) ve rasulünün hükümlerini uygulamıyorlar? Halbuki insanlar, Allah (c.c)’ın hükümlerine boyun eğdiklerinde, kendilerini yaratanın hükmüne, O’na ibadet etmek için boyun eğmiş olurlar. İnsanlar nasıl ki Allah’a secde ediyor ve o konuda sadece O’na ibadet ediyorlar, O’ndan başkasına bu konuda secde etmiyorlarsa, aynı şekilde hüküm konusunda da sadece Hakim, Alim, Hamid, Rauf, ve Rahim olan Allah (c.c)’ın hükümlerine boyun eğmeleri gerekir.

Zalim, cahil, şüpheci, heva ve hevesine uyan, şüpheler içine düşen, kalplerine gaflet, sertlik ve karanlıklar hakim olan yaratılmışın hükümlerine hiçbir zaman boyun eğmemeleri gerekir.

Akıl sahibi kimseler, bu gibilerin hükümlerine boyun eğmez ve o hükümlere asla teslim olmazlar. Çünkü böyle yaptıkları zaman, onlara köle olmuş olurlar. Ayrıca, bu hükümlere boyun eğdiklerinde heva, heves ve şahsi arzulara göre yapılmış, yanlışlarla dolu kanunlara uymuş olurlar. Ayrıca böyle hükümlere boyun eğmek, Allah (c.c)’ın şu ayetindeki buyruğuna göre küfürdür:

“Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar kafirlerdir.”

http://blog.360.yahoo.com/blog-Egl_kBk8aKMIb7HDBMWfqu9hpQ--?cq=1&p=26

 
9/5/2007

ABD,zalim ABD

 

DUA

İBADETİN ÖZÜ DUA ETMEKTİR

Kopyası (4) BABAHer insan mutlaka inandığı Rabbine DUA eder.

Bütün ibadetler DUA’dır.

Ey insan ala kulli hal öleceksin.Tedarik ve tedbirli ol.Zannetmeki bu dünya bakidir.Belki bakii zül zelal olan Allahın imtihanındasın.İmtihanı kazanabilmek için,Kuran Ve sünnetin dediklerini yapmak zorundasın. 

ORUÇ-Ayetler

(BAKARA suresi 183. ayet):

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.

(BAKARA suresi 185. ayet):

شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَن كَانَ مَرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ يُرِيدُ اللّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلاَ يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُواْ الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُواْ اللّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kaza etsin. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah'ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir. (BAKARA suresi 187. ayet):

أُحِلَّ لَكُمْ لَيْلَةَ الصِّيَامِ الرَّفَثُ إِلَى نِسَآئِكُمْ هُنَّ لِبَاسٌ لَّكُمْ وَأَنتُمْ لِبَاسٌ لَّهُنَّ عَلِمَ اللّهُ أَنَّكُمْ كُنتُمْ تَخْتانُونَ أَنفُسَكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ وَعَفَا عَنكُمْ فَالآنَ بَاشِرُوهُنَّ وَابْتَغُواْ مَا كَتَبَ اللّهُ لَكُمْ وَكُلُواْ وَاشْرَبُواْ حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الأَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الأَسْوَدِ مِنَ الْفَجْرِ ثُمَّ أَتِمُّواْ الصِّيَامَ إِلَى الَّليْلِ وَلاَ تُبَاشِرُوهُنَّ وَأَنتُمْ عَاكِفُونَ فِي الْمَسَاجِدِ تِلْكَ حُدُودُ اللّهِ فَلاَ تَقْرَبُوهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ آيَاتِهِ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُون

Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı. Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz. Allah sizin kendinize kötülük ettiğinizi bildi ve tevbenizi kabul edip sizi bağışladı. Artık (ramazan gecelerinde) onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için takdir ettiklerini isteyin. Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar yeyin, için, sonra akşama kadar orucu tamamlayın. Mescitlerde ibadete çekilmiş olduğunuz zamanlarda kadınlarla birleşmeyin. Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır. Sakın bu sınırlara yaklaşmayın. İşte böylece Allah âyetlerini insanlara açıklar. Umulur ki korunurlar.  

8/11/2007

Allahın Hükmü

 
7/27/2007

NUSAYRİLİK NEDİR?

NUSAYRİLİKÇoğunluğu Suriye’de yaşayan aşırı bir Şiî-Batinî fırkası. Bunlara günümüzde Numeyrîler ismi de verilmektedir. Nusayrî isminin ise geçmişte kalan bir isim olduğunu ve fırka kurucusuna nisbeten bu ismin verildiğini ileri sürerler. Fırkanın ismini, kurucusu olan Muhammed b. Nusayr en-Nemiri’ye (270/883) nisbeten aldığı bilinmektedir. Zaten itikadi fırkaların hemen hemen bir çoğunun kurucularına nisbeten tanındıkları ve buna uygun isim aldıkları bilinen ve sık rastlanan bir durumdur.

Batinî karakterli fırkalarda ortak olarak görülen husus, bunların genel olarak çift hayatları olmasıdır. Yani birisi, kendi içlerinde ve çevrelerinde yaşadıkları ve yaşattıkları hayat seyri, diğeri de toplum içinde yaşamaları itibariyle toplumsal hayatlarıdır. İşte Nusayrilik de genel anlamda bu özellikleri taşımakla birlikte, batınî fırkalar arasında, önemli eserlerinden bir kısmı elde edilebilmiş ve dolayısıyla görüşlerine vakıf olunabilmiş fırkalardan birisi olma özelliğini taşımaktadır.

Nusayriliğin kurucusu İbn Nusayr, Şiî-İmamiyyenin onuncu imamı Ali en-Nakî’nin hayatında onun tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğunu iddia ediyor; onun hakkında aşırı görüşler ileri sürerek tenasuhtan söz ediyordu. Onun ilahlığını söylüyor ve haramları helal kılıyordu. Bir rivayete göre de, İbn Nusayr, İmamiyye’nin onbirinci imamı Hasan el-Askeri’nin (260-873) “bab”ı olduğunu ileri sürmüş ve onun vefatıyla da oğlu Muhammed b. el-Hasan’ın mehdiliğini kabul etmiştir (E.Ruhi Fığlalı, Çağımızda İtikadi İslam Mezhebleri, s. 143, en-Nevbahtî, Fırakuş-Şî’a, nşr. M.Sadık, Necef 1936, s. 193).

Genellikle Suriye bölgesinde yayılmış bulunan Nusayriler, Karmatilerin 291 (903) yılında Suriye’yi ele geçirmesi üzerine, bir kısmı Suriye’de kalırken bir diğer kısmı ise, Antakya civarına çekildiler. Özellikle Nusayrilik Hamdanilerin Suriye’ye egemen olmasıyla bu dönemde büyük bir güç kazandılar. Zira Hamdani emirleri bu mezhebe girmiş ve yaygınlaşması için uğraşmışlardır. Selçuklular döneminde Malazgirt savaşını (463/1071) takiben de Nusayriler Antakya’yı ele geçirmişlerdi. Frankların 492 (1098) yılında bölgeyi işgal etmeleri üzerine bir süre onların hakimiyetleri altında kaldılar. Haçlı seferleri esnasında Haçlı ordularına yardım etmiş ve müslümanların aleyhinde Hristiyanlara destek olmuşlardı. Bundan dolayı Selahaddin Eyyubî tarafından cezalandırılmışlardır. Aynı şekilde Memluklular aleyhinde Moğollara yardım ettikleri için Memluklu Sultanı Baybars’tan da baskı gönnüşlerdi. Nusayriler, bölgede sırasıyla hüküm süren, Selahaddin Eyyubi, Haçlılar, İsmaililer ve Moğollar’dan sonra Yavuz Sultan Selim’in 922 (1516) yılındaki Mercidabık Zaferi ile Suriye’yi ele geçirmesi ile daha sonraki devirlerde de aynı bölgede varlıklarını sürdürürler. Nusayrilerin hemen hemen her devirde ve özellikle Osmanlı Döneminde varlıklarını sürdürmelerindeki en önemli faktör, Osmanlı Devletinin, hükmü altındaki bölgelerde her inanç ve ırktan olan kavimlere gösterdiği müsamaha anlayışı ve tavrı gösterilmektedir. Zira, Osmanlı Devleti, bu tavrını devletin bağlayıcı ve birleştirici bir felsefesi olarak telakki etmekte idi. Zaman zaman Osmanlılara karşı isyan etmelerine rağmen II. Abdülhamid onları resmen bir mezheb olarak kabul etmişti.

Bugün Suriye’de çeşitli bölgelerde, Hatay, Tarsus, Adana, Fırat boyları ve Lübnan’da yaygın olarak yerleşmiş bulunan Nusayrilerin sayısı bir kısım araştırmacılara göre yaklaşık 325-400 bin kişi civarındadır (L.Massignon, “Nusayriler” Maddesi, İ.A.) Bir kısım araştırmacılara göre ise, yalnız Hatay Bölgesi’nde yaklaşık yüz kırk dokuz bin Nusayri bulunmaktadır (Ahmet Turan, Les Nusayris de Turquie dans la Religion d’Hatay, Doctorat de III e cylcle Paris 1973, s. 21).

Diğer bir çok itikadî fırkada olduğu gibi Nusayrilik de kendi arasında çeşitli fırkalara ayrılmıştır. Bunlar genel olarak dört kola ayrılmışlardır ki, bunlar; Haydariyye, Şimaliyye (veya Şemsiyye) Kilaziyye (veya Kameriyye) ve Gaybiyye’dir. Ancak bunlar, esas itibariyle, Şimafiyye ve Kıbliyye olmak üzere iki ana kol halinde yaygınlık kazanmışlardır.

Nusayrilerin itikadi görüşlerine gelince:

Bunların görüşleri kısmen İslâm’dan kaynaklanmış olsa da ağırlıklı olarak batıni tevillere dayanmakta ve hatta zaman zaman hristiyan kültürünün etkisi görülmektedir. Hüseyin b. Hamdân el-Hasıbî’nin (346 veya 358/957 veya 968) Kitâbül-Mecmû’u ile önce nusayri iken daha sonra hristiyan olan Adanalı Süleyman Efendi’nin Kitâbul-Bakürati’s-Süleymaniyye fi Keşfi Esrâri’d-Diyânâti’n-Nusayriyye isimli eserleri Nusayriliğin itikadı ile ilgili önemli bilgiler ihtiva ederler.

Bir çok itikadi fırkada gördüğümüz gibi, fırkaların görüşlerini temel bazı hususlar teşkil etmekte ve diğer görüşler bu görüşün etrafında odaklanmaktadır. Nusayrilerin görüşlerinin temelini de Hz. Alinin ilahlaştırılması teşkil etmektedir. Bundan dolayı Nusayriler Şia fırkaları arasında gulat kısmından telakki edilmektedir. Bu fırkanın bütün kollarına göre Hz. Ali mabudtur, tanrıdır. Yüce Allah için sayılan sıfat ve özellikler Hz. Ali için sayılmaktadır. O nurun nurudur, ilahi zatı itibariyle gizlidir. O manadır. Görünüşte imam olmasına rağmen, batını cihetiyle O, Allah’tır. Buna göre onların şehadet kelimesi “Ben Ali’den başka ilah bulunmadığına şehadet ederim “şeklindedir.

Bu anlayışa göre Ali, Tanrıdır. Kendi ruhundan Muhammed’i, O da Selman-ı Farisî’yi yaratmıştır. Ali “mana”, Muhammed “isim”, Selman ise “bab”dır. Bu üçlü A(ayn), M (Mim) ve S (Sin) sembolleriyle ifade edilir. Bu üçlü sembolize sistemi Süleyman Hasbi tarafından Hristiyanlıktaki “Baba-Oğul-Ruhul-Kudüs” sistemiyle açıklanır. Ayrıca Selman’dan sonra beş tane de eytam vardır ki, bunlar; Mikdad b. el-Esved (Tabiat olayları ve zelzeleyi yürütür), Ebû Zerril-Gifâril-Gifâri (Yıldızların hareketini idare eder), Abdullah b. Revâha (Canlıların hayatlarıyla uğraşır), Osman b. Maz’un (Rızık ve hastalıklarla uğraşır) ve Kanber b. Kadân ed-Devrî (Ruhları cesetlere gönderir). Bu beş eytam, aynı zamanda beş büyük yıldızdır.

Tenasüh ve ruh göçüne inanırlar. Onlara göre, insanlar ilk kez semâvî varlıklar olarak yaratılmışlar; fakat düşüşlerinin bir sonucu olarak bu günkü şekillerini kabullenmek zorunda kalmışlardır. Sürekli tenasüh ve ruh göçü, insanların tekrar semavi varlıklara dönmesiyle son bulacaktır. Yine Hz. Ali (r.a)’in yıldızların prensi olduğunu ve güneş veya ay ile cisimlenmiş bulunduğuna inanırlar.

Kendileri Ali’nin uluhiyyetine inanmak ve onun yüceliğinin nimetine ermek şerefine ulaşan kişilerdir. Aliye inanan Nusayrilerin ruhla, hareket yoluyla yıldızlar haline dönüşerek nurlar alemine yükselir. Nusayri olmayanların ruhları ise, hayvan cesetlerine girer. Onlara göre kadınların ruhları yoktur. Şeytanlar insanların günahlarından, kadınlar da şeytanların günahlarından yaratılmışlardır. Bu bakımdan kadınlara onların mezheblerinin sırları açıklanmaz. Bu taassuplarından ötürü Fâtıma’nın ismini kullanmayıp, metinlerinde bu kelimenin müzekkeri olan Fâtır’ı kullanmayı tercih ederler. Ayrıca onlara göre, diğer halifelerle birlikte bir kısım sahabe ile Muaviye, Yezid ve Haccac da şeytanın sembolleridir ve lanetlidirler.

Tanrı olarak kabul ettikleri Ali’nin bulunduğu yer konusunda iki gruba ayrılırlar. Haydariler’e göre Ali, göktedir. Güneş Muhammed’i, ay da Selman’ı temsil eder. Ali güneşte oturmaktadır. Bu yüzden bunlara “Şemsiler” de denilmektedir. İkinci kol olan Kilaziler’e göre ise Ali’nin yeri ay’dır. Bu yüzden bunlara da “Kameriler” ismi verilmektedir.

Onlara göre şarap, uluhiyyetin sembolüdür. Bundan dolayı şarabı ve şarabın aslı olan üzüm asmalarını aşırı bir şekilde yüceltirler.

İslamın beş şartı ise şöyle bir tevil esasına göre anlaşılır:

1. Şehadet: Nusayriliğe girişte yukarıda sözü edilen şehadet kelimesi tekrar edilir. Sonra da “Nusayri dininden, Cundebî görüşünden, Cunbulanî tarikatından, Hasibî akidesinden, Cillî inancından, Meymunî fıkhından olduğuma şehadet ederim” şeklindeki söz söylenir.

2. Namaz: Namaz sesle yapılan bir ibadet olup, sadece duadır. Namazın başında “Ali, Muhammed ve Selman’ı yüceltiriz” demek, namazı eda etmek olarak anlaşılır. Namaz Ali’ye açılan bir kalbin niyazı olarak anlaşıldığından ferdi yapılır, ancak, bayram ve mukaddes günlerde cemaat hafinde de yapılabilmektedir. Namazdan önce abdest alınmaz. Namazın şartları beştir:

a) Beş seçkini bilmek, Bunlar; Muhammed, Fâtır, Hasan, Hüseyin ve Muhsin’dir.

b) Gülmeden ve konuşmadan dua etmek,

c) Namazı, Abbasi rengi olduğu için siyah takkesiz kılmak,

d) İbadeti başkaları görmeden gizli yapmak,

el Namazı, “Ey Yüce, Büyük ve Arıların Efendisi Ali, bize merhamet et” diyerek bitirmek.

Namazın sayısı yine beştir ve beş masuma tahsis edilmiştir. Namazda Mekke’ye dönmek şart değildir. Öğleye kadar güneşin doğuş yönüne, öğleden sonra ise batıya doğru yönelinir.

3. Oruç: Oruç, Resulullah’ın babası Abdullah b. Abdulmuttalib’in sessizliğini temsil eder. Buna göre Ramazan Abdullah, Kur’an Hz. Muhammed’dir. Ramazan günleri ise, Nusayrilerin kutsal kişilerini temsil eder.

4. Zekat: Zekatın manası dini öğrenmek ve aktarmaktır. Her aile malî şartlarına göre, şeyhe para vermek zorundadır. Bu zekat yerine geçer.

5. Ziyaretler: Ziyaret yerleri çok önemlidir. Buralar beyaza boyanır ve aynı zamanda ibadet yerleridir. Ziyaret yerleri ya su kenarlarında ya da ağaçlık yerlerdedir. Bu anlayışları eski Fenikelilerden kalan bir inançtır.

Nusayrilerde, şeyhler tabir edilen din işlerini organize eden dört ayrı sınıf vardır ki, bunlar onlara göre büyük önem arzetmektedir.

Bunları da sırasıyla şöyle sıralayabiliriz;

A- Büyük Şeyh: Ali’nin yeryüzündeki gölgesi durumunda olup, geniş ve büyük bir otoritesi vardır. İnsanüstü gücü bulunduğuna inanılır, bu yüzden büyük itibar görür. Vazifesi, şeyh ve imam adaylarını seçmektir. Her bölgede ancak bir büyük şeyh bulunur.

B- Şeyh: Cemaatın manevi önderleri durumunda bulunan şeyhlerin sayıları çoktur ve atalarının melekler olduğuna inanılır. Melekler onlara hulul etmiştir. Ahiret aleminde şefaat hakkına sahiptirler. Merasim ve ziyaretleri idare edip, hastalara dua ederler, onlardan izinsiz doktora bile gidilmez. En güzel ve zengin kızlarla evlenirler ve evleri herkese açıktır. Şeyh olabilmek için şeyh ailesinden gelmek şart olduğu gibi geniş bir kültüre de sahip olmak zorunludur.

C- Nüvvab: Bir nevi şeyh yardımcısı durumundadırlar. Şeyh olabilmeleri büyük şeyhin kararına bağlıdır. Bunun için geniş bir tecrübeden geçmesi gereklidir, şeyh olabileceği kanaatı oluşuğunda bir başka bölgeye şeyh olarak atanır.

D- İmam: Daha alt tabakadan görevlilerdir.

Nusayriliğe giriş bir kaç merhaleden oluşmaktadır. Kadınlar bu mezhebe giremezler. Erkekler ise mezhebe girmekle yükümlüdürler. Giriş için, esas şart ana-babanın Nusayri olmasıdır. Erkek, sağlığı yerinde, 8-10 yaşından büyük ve ölümle karşı karşıya kalsa bile sır saklayabilecek kabiliyet ve olgunlukta olmak da Nusayriliğe giriş için gerekli şartlardandır.

Nusayriliğe giriş genel olarak üç merhaleden oluşmaktadır.

Sırasıyla bu merhaleleri görmeye çalışalım;

Birinci merhale: Mezhebe girecek yaşa gelen çocuğu babası, güvendiği bir nusayriye götürür ve ona tavassut etmesini ister. O şahıs onun manevi babası haline gelerek onu iyice tanır. Çocuğun durumu hakkında şahitler ve şeyhin huzurunda teminat alınır, çocuk eğer sır verirse öldürülür. Daha sonra o kişi çocuğun eğitimini sağlar. Müslümanların gözünde iyi bir müslüman intibası bırakmak için namaz kılıp, oruç tutmasına özen göstermesi istenir. Zira bu safhada o çocuk bir nevi ilk imtihandan geçmektedir.

Bu ön hazırlık safhasından sonra çocuk, “Meşveret Cemiyeti” adı verilen bir toplantıya alınır ki, bu toplantı şeyhin veya ileri gelen bir nusayrinin evinde yapılır. Çocuk içeri alınır ve nefsini alçaltma, itaatkâr olmanın bir nişanesi olarak, şeyhin ve orada bulunanların ayakkabılarını başına koyar. Uluhiyyet sembolü olan bir kadeh şarabı içtikten sonra, o, “Abdu’n-Nur” (Nurun kulu) adını alır. Bu arada a(ayın), m(mim), s(sin) harfleri, manaları anlatılmadan bir mühür şeklinde tekrar ettirilir, tekrar el ve ayaklar öpülür. Sonunda da bu merasimin ay, gün ve senesi kaydedilir.

İkinci merhale: İlk merhaleden kırk gün sonra yapılan bu toplantının adı “Melik Cemiyeti”dir. Çok zengin ve görkemli bir toplantıdır. Nakib, çocuğa tekrar bir kadeh içki sunar ve a(ayın), m(mim), s(sin) harflerinin sırrını öğreterek bunları her gün 500 defa tekrar etmesini emreder. Bu arada “Kitâbül-Mecmu” dan da bazı bölümler kendisine öğretilir.

Üçüncü merhale: Bu ikinciden daha görkemlidir. Nusayriliğe giren çocuk eğer ileri gelen bir aileden veya şeyh ailesinden birisi ise ikinciden yedi ay, eğer halkdan birisi ise dokuz ay sonra icra edilir. Geniş bir salonda yapılan bu merasim bir hayli kurallara bağlıdır. Salonda ortada büyük şeyhi temsilen bir imam oturur, sağında nakib, solunda ise necîb vardır. Bu şekil aynı zamanda a(ayın), m(mim), s(sin) harflerini yani Ali, Muhammed ve Selman üçlüsünü temsil etmektedir. Nakibin sağında da havarileri temsilen on iki kişi bulunur. Necibin solunda ise yirmi dört kişi yer almaktadır. Bu kişiler Kitabul-Mecmu’un beş defa tekrar edildiğine şahitlik ederler. Merasimin başında imam tekrar, sır saklayacağına dair söz ister, havariler de onun sözüne şahitlik ederler. Bu sırada on iki havari önlerindeki on iki bardaktan birer yudum içki alırlar, aday da alır ve böylece uluhiyyete erilmiş olur.

Nusayrilere göre kutsal kabul edilen bayram ve merasimler şunlardır:

1. Fıtr (Ramazan) 2. Adhâ (Kurban) 3. Gadîr (18 Zilhicce; Hz. Peygamberin Hz. Ali’yi imam tayin ettiğine inanılan gün) 4. Mubahale (21 Zilhicce, Necranlı Hristiyanlarla Hz. Muhammed arasındaki lânetleşme olayı) 5. Firaş (29 Zilhicce; Hz. Peygamberin Medine’ye hicret ettiği gece Hz. Ali’nin O’nun yatağına yatması) 6. Aşüre (10 Muharrem; Nusayrilere göre Hz. Hüseyin, Kerbela’da ölmemiş, Hz. İsa gibi göğe çekilmiştir). 7. 9 Rebiulevvel (Hz. Ömer’in şehid edildiği gün) 8. 15 Şaban (Selman’ın ölümü) 9. Nevruz ve Mihrican bayramları 10. 24/25 Aralık gecesi Hz. İsa’nın doğumu ve “son yemek” ayini.

Onlar bayramlarda özellikle uluhiyyetin sağlanması için şarap içer ve buhur yakarlar. Onlara göre bu hareket bir uluhiyyet göstergesidir. Zira şarap kutsaldır.

Nusayriler, burada görüldüğü üzere, kendilerince kutsal kabul ettikleri bir takım bayram ve merasimlere çok bağlıdırlar ve bunları dikkatlice icra ederler. Zira bir çok batıl fırkada görüldüğü gibi, onlar kendi otorite ve ağırlıklarını ancak bu şekildeki resmi ve görkemli merasimlerle ve mensupları huzurundaki söz vermelerle sağlamaktadırlar. Yani bunun ancak ve ancak kollektif şuurla sağlanabileceği kanaatindedirler. Kollektif şuur, bir bakıma oldukça önemli ve zaman zaman da kullanılması lüzumludur. Ancak, bunun bir taassup ve hedef şeklinde kullanılması yanlış kanaat ve izlenimlere götürmektedir. İslâmda da bir takım merasim ve kollektif şuura götüren vesileler vardır, fakat bunların hiç birisinde esas itibariyle bir aşırılık gözlenmediği gibi daima itidal tavsiye ve tasvib edilmiştir. Ayrıca akıl ve mantık ölçüleri hiç bir şekil ve surette ihmal edilmemiştir. Önemli olan da budur ve bu tür merasimlere taassup ve ifrat-tefritin karışmamasıdır. Ve bu tür merasimlerin hiç bir şekilde hedef ve amaç olarak görülmemesidir.

Nusayrilerin buraya kadar anlatılan inanış, davranış, hal ve hareketleri dikkatlice izlenip gözönüne alındığında, bu mezhebin söz konusu bölgelerde zaman süreci içinde hüküm süren eski dinler ve inanışlardan, özellikle totemcilikten, Sabiîlik’ten, Mecusîlikten, Musevilik ve Hristiyanlıktan ve ilkel inanışlardan oldukça büyük oranda etkilendiğini görmek ve müşahede etmek mümkündür. Bu inanış biçimi ve tezahürleri aynı zamanda bâtınilik perdesi ile de örtülerek bir gizlilik içinde, takdim edilmiştir. Zira, sözü edilen tutarsız görüş ve inanç biçimleri ancak bu şekilde idame ettirilebilmiştir. Dikkat edilirse mezhebe ilk girenden, ilk alınan söz, sır saklama hususudur.

Şu ana kadar inançlarını özetlemeye çalıştığımız Nusayriler, aslında inançlarını son derece gizli tutarlar. Öyle ki, büyük bir çoğunluğu inançların tamamı ve sırları hakkında bilgi sahibi olamazlar. Bu, ancak seçkin bir zümreye aittir. Öğretiler uzun bir üyeliğe kabul süreci içinde öğretilir. Bu, ancak uygun görülen 19 yaşına basmış erkekler için başlar. Sırlarını, başkalarına açma korkusuyla kadınlara öğretmedikleri gibi, kadınlar ayinlere de katılamazlar. Üyeliğe kabul töreni masonların üyeliğe kabul törenlerine şaşırtıcı bir biçimde benzemektedir.

Nusayrilere Fransız işgalcileri Eylül 1920′de Alevî ismini verdiler. Böylece Hz. Ali (r.a)’nin ismini kullanarak İslamı yıkmak daha kolay olacaktı. Dolayısıyla o günden bu güne Alevî ismiyle çağrılmayı tercih ettiler. İran’daki Bahâiler ve Pakistan’daki Kadiyâniler gibi Nusayriler de emperyalistlerin çıkarları doğrultusunda kendilerine düşen rolü layıkiyle oynamışlar ve bu gün Suriye’de bu rollerini oynamaya devam etmektedirler.

Bu gün Suriye bu insanlar tarafından idare edilmekte olup, tarih boyunca Müslümanları devamlı katletmişlerdir. Sadece 1982 yılında Hama şehrinde gerçekleştirdikleri katliamda otuz bin sivil insan şehit olmuştur.

Sonuç olarak; gerçekte bir mezhep gibi görünmesine rağmen Nusayrilik, ne Hristiyanlıkla, ne Yahudilikle, ne de İslam ile ilgisi olmayan; gerek inanç, gerekse ibadet yöntemleriyle ayrı bir din olarak ortaya çıkmaktadır. Bunların kâfir, müşrik, mülhid olduklarında bütün Ehl-i sünnet ve Şia uleması ittifak etmiştir. Hatta İbn Teymiyye, bunların kestiklerinin yenilemeyeceğini, kadınlarının nikâh edilemeyeceğini söyledikten sonra; mürted olduklarından Cizye ödemekle hayat hakkına sahip olamayacaklarını bildirmektedir.

Nusayrilik bu tepkiyi görmesine rağmen bir ara Lübnan’daki İmamiye mezhebi mensupları tarafından Şiî bir mezhep olarak kabul edildi. Nusayrîler Suriye halkının dörtte biri olmalarına rağmen 1971′den beri ülke yönetimine hakim olmuşlardır. Böylelikle yirmi yıldır bütün ülke diktatör hafız Esad tarafından baskı altında tutulmaktadır.

Abdürrahim GÜZEL

Şamil İslam Ansiklopedi

 
7/19/2007

İnnamadımki

İNANMADIM Kİ.

Siyasiler nutuk attılar,inan ki.
Siyasetçiye,ben inanmadımki.
Geldiler,gittiler,hep aynı sanki.
Çok konuştular inanmadımki.

Meclise gitmeden,yol yaptılar.
Peş peşe fabrikalar kurdular.
Çok insanı hayalen işe aldılar.
Çok konuştular,inanmadımki.

Fabrikayı sattı,işe yaramaz dedi.
Sattığı fabrikayı iki,günde yedi.
Yabancılar alsın,bana ne?,dedi.
Bunlara ben hiç inanmadımki.

Vatanı satmışlar yabancılara.
Para gelecekmiş şimdi onlara.
Düşündüm ne desem bunlara.
Çok anlattılar,inanmadımki.

Kimi PKK,kimi Türban dedi.
Kimi çay içti,kebap yedi.
Kimi vatan sattı,satın aldı.
Vekillere,inanmadımki.

Çocuklar öpüldü,şeker alındı.
Şenlik vardı,uçanlar balondu.
Fakir köylüde orada bulundu.
Mazot yalanına,inanmadımki.

Kömür dağılmış,alamadımki.
Kart alamadım,aylar oldu sanki.
Düşündüm,dilenciyim,inanki.
Vekillere hiç inanmadımki.

Oy vercağım ,zengin olsun.
Gelir,bize nutuk atar,sağolsun.
Vermeye alıştık,al senin olsun.
Geri dönecağına,inanmadımki.

Türk askeri parasızdır,fakire.
Vekilin çocuğu,gitmez askere.
Ölüm mukadder,vuran,kefere.
Avrupa dediler,inanmadımki.

Zam geldi,bir şey alamadım.
Eve gittim,gizli gizli ağladım.
Yine kaçak bir sigara yaktım.
Zam yokmuş,inanmadımki.

Mahsul tarlada ,satamadımki.
Buğday,ekmek alamadım ki.
Tüpgaz artmış,uçurum sanki.
Zam yokmuş,inanmadımki.

Emekli ekmek bulamaz.
Et pahalı,kimse alamaz.
Nutuk atın kimse inanmaz.
Sana ben,inanmadımki.

Sen konuş oyları çürütecağım.
Ben artık,sokakta dolaşacağım.
Böyle giderse,oy vermiyecağım.
Oy alacaklara inanmadımki.

Vekil,iki yılda olur,olur emekli.
On kat maaş alır orası besbelli.
Şimdi soyanlara,ne demeli?.
Hep nutuk attılar,inanmadımki.

Gelen gideni aratır,derler.
Vekiller adil,ahkam keserler.
Oyu almadımı bana küserler.
Nutuk atanlara,inanmadımki.

Vekiller hata yapmazmış .
Dokunmazlık zırhı varmış.
Halkın çoğu müslümanmış.
Sen nutuk at,inanmadımki.

Başı örtülü,gezmek,yasak.
Büyük suç,namaz kılmak.
Kur’an bunları çarpacak.
Sen nutuk at,inanmadımki.

Para yoksa,borç alırlar.
Ben öderim,onlar yerler.
Enkaz almıştık,derler.
Desinler,inanmadımki.

Hain Yahudiyle dostluk olur.
Hıristiyanlar bize amir olur.
Hans başkan,yardımcı olur.
Özgürlüğüme inanmadımki.

Hıristiyan,Yahudi değilim ben.
Vatanın asıl sahibi müslüman.
PKK dediğin?,varmıdır bilen?.
Vekillere hiç inanmadımki.

Dilenmek için geçtik sıraya.
Alışmışız,varlık içinde yokluğa.
Hayır dedik Avrupaya,papaya.
Yalancı vekillere inanmadımki.

Bütün vekiller aynı değil,ancak.
Mecliste vicdan yerine,parmak.
Söz sahibi olur,ne konuşsak.
O parmaklara inanmadımki.

mehmet selim polat

 
Photo 1 of 2

Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!

Güzel ahlaklı yazılarınızı bekliyorum.

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
SERDAR BEY TEAMwrote:
selamlar cümleten güzel alan saygılar...
 
Nov. 22
Muhterem müslüman kardeşlerim.İslam kardeşliği her şeyden önce gelir.Öyle ise islam kardeşliğinin kurallarına da uyalım.yorumcu kardeşime teşekkür ederim.güzel yazılar yazmış.Selamün aleykum.
Nov. 15